İngilizce

En sık 1000 kelime

the · be · have · go · time · good

01

Küçük kelimeler: zamir, edat, bağlaç ve sayı

Bu sayfada günlük İngilizcede en sık karşılaşılan 1000 kelime türüne göre altı bölümde, Türkçesiyle verildi. Liste bir sözlükten ya da resmî bir kelime listesinden alınmadı; A1–B1 düzeyindeki öğrencinin konuşurken, okurken ve dinlerken en çok ihtiyaç duyduğu kelimeler seçildi. Her kelime yalnız bir tabloda, bir kez geçer; çok anlamlı kelimelerde en sık bir iki anlamı yazıldı.

Bir İngilizce metinde en çok tekrar eden kelimeler küçük kelimelerdir: the, of, to, and, a, in. Tek başlarına bir şey anlatmazlar ama cümlenin iskeletini kurarlar. Püf noktası: onları tek tek çevirmek yerine kalıp içinde öğrenmek, çünkü Türkçe aynı işi çoğu zaman ekle yapar: at home = evde, to school = okula, from Izmir = İzmir’den.

İngilizceTürkçesiÖrnek
Ibenhep büyük harf: I am here.
yousen; siztekil ve çoğul aynı: you are
heo (erkek)He is my brother.
sheo (kadın)She is a teacher.
ito (eşya, hayvan, durum)It is cold.: hava soğuk
webizWe are friends.
theyonlarThey live here.
mebeni, banaCall me.: beni ara
himonu, ona (erkek)I know him.
heronu, ona; onun (kadın)I see her. · her car
usbizi, bizeHelp us.
themonları, onlaraI like them.
mybenimmy name
yoursenin; sizinyour phone
hisonun; onunki (erkek)his father · It’s his.
itsonun (eşya, hayvan)kesme işaretsiz; it’s = it is
ourbizimour house
theironlarıntheir kids
minebenimkiThis book is mine.
yoursseninki; sizinkiIs this yours?
hersonunki (kadın)The red bag is hers.
oursbizimkiThat car is ours.
theirsonlarınkiThe house is theirs.
myselfkendim, kendimiI did it myself.
yourselfkendin, kendiniTake care of yourself.
himselfkendisi (erkek)He hurt himself.
herselfkendisi (kadın)She made it herself.
itselfkendisi (eşya, hayvan)The door closed by itself.
ourselveskendimizWe enjoyed ourselves.: iyi vakit geçirdik
themselveskendileriThey did it themselves.

Türkçedeki tek «o» İngilizcede üçe ayrılır: erkek için he, kadın için she, eşya, hayvan ve durum için it. you hem «sen» hem «siz»dir ve fiil hep aynı çekilir: you are.

İngilizceTürkçesiNot
thebelirli tanımlık (bilinen, sözü geçen şey)Türkçede çoğu zaman karşılığı yok: the sun: güneş
abir (belirsiz tanımlık)ünlü sesten önce an: an apple, an hour
thisbuçoğulu these
thatşu, o; kiçoğulu those · I think that…: bence…
thesebunlar, bu (çoğul)these shoes
thoseşunlar, onlarthose days: o günler
somebiraz; bazıolumlu cümlede: some water
anyhiç; herhangisoru ve olumsuzda: Any questions?
nohayır; hiç … yokno time: hiç vakit yok
everyhertekil isimle: every day
eachher bireach student
allbütün, hepsiall day: bütün gün
bothikisi deboth of them
manyçok (sayılabilen)many people
muchçok (sayılamayan)çoğunlukla soru ve olumsuzda: not much time
fewaz (sayılabilen)a few: birkaç
littleaz (sayılamayan); küçüka little: biraz · a little girl: küçük bir kız
moredaha çok, daha fazlamore water · more expensive
mosten çok; çoğumost people: çoğu insan
lessdaha azless sugar
leasten azat least: en azından
enoughyeterli, yeterinceenough money · old enough
severalbirkaç, epeyseveral times: birkaç kez
suchöyle, böylesuch a nice day: öyle güzel bir gün
ownkendimy own room: kendi odam
otherdiğer, ötekithe other side: öbür taraf
anotherbaşka bir; bir … dahaanother cup of tea: bir çay daha
someonebiri, birisiolumlu cümlede
somebodybiri, birisisomeone ile aynı anlam
somethingbir şeysomething to eat: yiyecek bir şey
somewherebir yer(de, e)somewhere warm: sıcak bir yer
anyoneherhangi biri; (olumsuzda) kimseIs anyone here?
anybodyherhangi biri; (olumsuzda) kimseanyone ile aynı anlam
anythingherhangi bir şey; (olumsuzda) hiçbir şeyI don’t need anything.
anywhereherhangi bir yer; (olumsuzda) hiçbir yerI can’t find it anywhere.
everyoneherkestekil fiil alır: Everyone is here.
everybodyherkeseveryone ile aynı anlam
everythingher şeyEverything is OK.
everywhereher yer(de)I looked everywhere.
nobodyhiç kimsefiil olumlu kalır: Nobody knows.
nothinghiçbir şeyNothing happened.
nowherehiçbir yer(de)There’s nowhere to sit.
nonehiçbirinone of them

Kısayolsome olumlu cümlede, any soru ve olumsuzda: I have some money · Do you have any money? · I don’t have any money. Aynı ayrım someone / anyone, something / anything, somewhere / anywhere için de geçerlidir.

İngilizceTürkçesiÖrnek
iniçinde, -dein the box · in 2020
onüstünde, -deon the table · on Monday
at-de (nokta, saat)at home · at 5
to-e, -a; -mek içingo to school
from-den, -danfrom Ankara
of-in, -ın; -dena cup of tea · the end of the movie
foriçin; (süre) -dırfor you · for two hours
withile, -lewith my friends
without-sız, -madancoffee without sugar
byyanında; tarafından; ile (taşıt)by bus · by the window
abouthakkında; yaklaşıkabout you · about ten
into-in içineget into the car
outdışarıgo out · out of the room: odadan dışarı
overüstünden, üzerinde; bitmişover the bridge · The game is over.
underaltındaunder the bed
aboveyukarısında, üstündeabove the door
belowaşağısında, altındabelow zero
betweenarasında (iki şey)between you and me
amongarasında (ikiden çok)among friends
behindarkasındabehind the house
nearyakın, yakınındanear the station
acrosskarşısında; bir yandan öbürüneacross the street
alongboyuncaalong the river
aroundetrafında; civarındaaround the city · around six
throughiçinden, -den geçerekthrough the window
duringsırasında, boyuncaduring the lesson
beforeöncebefore dinner; bağlaç da olur
aftersonraafter work; bağlaç da olur
until-e kadar (zaman)until Friday
since-den berisince 2019
against-e karşıagainst the wall
toward-e doğruİngiliz İngilizcesinde towards
past-i geçerek; (saat) geçe; geçmişhalf past six: altı buçuk
upyukarıgo up · get up: kalkmak
downaşağısit down: oturmak
off-den ayrı; kapalıturn off: kapatmak · get off: inmek
than-den, -dan (karşılaştırma)bigger than: -den büyük
insideiçeride, içindeinside the house
outsidedışarıda, dışındaWait outside.
excepthariç, -den başkaeveryone except me
despite-e rağmendespite the rain

Yer bildirirken at bir nokta (at the door, at the bus stop), on bir yüzey (on the wall, on the table), in bir şeyin içi (in the box, in the car) içindir. Türkçe üçünü de -de ile söyler.

İngilizceTürkçesiÖrnek
andveyou and me
butama, fakatsmall but nice
orveya, ya datea or coffee?
sobu yüzden; öyle, çokI was tired, so I slept. · so good
becauseçünkübecause of: yüzünden
ifeğer, -seif you want
while-ikenwhile I was cooking
although-e rağmen, -dığı hâldealthough it was late
thoughyine de; -e rağmenkonuşmada cümle sonunda: It was fun, though.
unless-medikçeunless you hurry
whether-ip -mediğiI don’t know whether he’s coming.
asolarak; -dığı için; kadaras a teacher · as big as
eitherikisinden biri; (olumsuzda) deeither… or: ya… ya da
neitherikisi de değilneither… nor: ne… ne de
norne deneither… nor kalıbında
whatneWhat is this?
whokimWho is she?
whosekiminWhose bag is this?
whichhangi, hangisiWhich one?
wherenerede, nereyeWhere are you?
whenne zaman; -dığındaWhen is it? · when I was young
whyneden, niçinWhy not?: neden olmasın?
hownasıl; ne kadarHow are you? · how much, how many

Soru kelimesi cümlenin başına gelir, arkasından yardımcı fiil gelir: Where do you live? (Where you live? değil), Why is she angry?

İngilizceTürkçesiNot
zerosıfır
onebirzamir de olur: this one: bu
twoiki
threeüç
fourdört
fivebeş
sixaltı
sevenyedi
eightsekiz
ninedokuz
tenon
elevenon bir
twelveon iki
thirteenon üç
fourteenon dört
fifteenon beşyazılışı fif-
sixteenon altı
seventeenon yedi
eighteenon sekiztek t
nineteenon dokuz
twentyyirmitwenty-one: yirmi bir (tireyle)
thirtyotuz
fortykırku yok: fourty değil
fiftyelli
sixtyaltmış
seventyyetmiş
eightyseksen
ninetydoksane korunur
hundredyüza hundred · çoğul eki almaz: two hundred
thousandbintwo thousand
millionmilyon
billionmilyarbin milyon
firstbirinci; ilk; öncefirst of all: her şeyden önce
secondikinci; saniye
thirdüçüncü
fourthdördüncü
fifthbeşinci
halfyarım, yarıçoğulu halves · half an hour: yarım saat
numbersayı; numaraphone number

13–19 arası sayılar -teen ile biter ve vurgu sondadır (thir-TEEN); onlar -ty ile biter ve vurgu baştadır (THIR-ty). Dinlerken thirteen ile thirtyyi ayıran bu vurgudur.

Is this your bag or hers?

Bu senin çantan mı, yoksa onunki mi?

There are twenty students in our class, but only twelve are here today.

Sınıfımızda yirmi öğrenci var ama bugün yalnız on iki kişi burada.

02

Fiiller: en sık kullanılanlar ve kalıpları

İngilizce cümle neredeyse her zaman bir fiil ister. Türkçede «Ben öğrenciyim» bir ekle kurulur; İngilizcede fiil ayrı bir kelimedir: I am a student. Tablolardaki fiiller yalın hâlleriyle (V1) verildi; düzensiz fiillerin geçmiş biçimleri kütüphanedeki «Düzensiz fiiller tablosu» sayfasındadır.

Püf noktası: en sık fiiller en çok anlamı olan fiillerdir. get bağlama göre «almak, varmak, olmak», take «almak, götürmek, sürmek» olur. Bu yüzden üçüncü sütundaki kalıplar kelimenin kendisi kadar önemlidir: get up «kalkmak», take a bus «otobüse binmek» demektir.

İngilizceTürkçesiSık kalıp
beolmak; -dirI am · you are · he is
havesahip olmak; (yemek) yemek, içmekhave breakfast: kahvaltı etmek · have to: zorunda olmak
doyapmak; soru ve olumsuzda yardımcı fiildo homework: ödev yapmak
can-ebilmekCan you help me?
could-ebildi; (rica) -ebilir misinizCould you open the door?
will-ecek (gelecek)I’ll call you.: seni ararım
would-erdi; kibar istekI’d like a coffee.: bir kahve istiyorum
should-meli (tavsiye)You should rest.: dinlenmelisin
may-ebilir (olasılık); izinMay I come in?: girebilir miyim?
mightbelki -ebilirIt might rain.: yağmur yağabilir
must-meli, zorunda olmakYou must stop.
gogitmekgo home: eve gitmek · go shopping
comegelmekcome back: geri gelmek · Come in!: girin
getalmak; varmak; olmakget up: kalkmak · get tired: yorulmak
makeyapmak (üretmek)make a cake · make a mistake: hata yapmak
takealmak; götürmek; (süre) sürmektake a bus: otobüse binmek · It takes an hour.
givevermekgive up: vazgeçmek
putkoymakput on: giymek, takmak
seegörmekSee you!: görüşürüz
lookbakmak; görünmeklook at: -e bakmak · look for: aramak
knowbilmek; tanımakI don’t know.: bilmiyorum
thinkdüşünmek; sanmakI think so.: sanırım öyle
wantistemekwant to go: gitmek istemek
needihtiyacı olmak, gerekmekI need help.
likesevmek, hoşlanmak; gibilike a child: çocuk gibi · What’s it like?: nasıl bir şey?
usekullanmak; kullanımuse a computer
findbulmakfind out: öğrenmek, ortaya çıkarmak
workçalışmak; işat work: işte · iş anlamında sayılamaz
trydenemek; çabalamaktry to sleep: uyumaya çalışmak
keeptutmak, saklamak; sürdürmekkeep going: devam et
letizin vermek, bırakmakLet’s go!: hadi gidelim
becomeolmak (hâline gelmek)become a doctor: doktor olmak
seemgibi görünmekYou seem tired.: yorgun görünüyorsun
happenolmak, meydana gelmekWhat happened?: ne oldu?
startbaşlamak, başlatmakstart a car: arabayı çalıştırmak
beginbaşlamakstart ile aynı anlam, biraz daha resmî
stopdurmak, durdurmak; durakbus stop: otobüs durağı
finishbitirmek, bitmekfinish work: işi bitirmek
changedeğiştirmek; değişim; bozuk parachange your mind: fikrini değiştirmek
helpyardım etmek; yardımCan I help you? · Help!: imdat
leaveayrılmak; bırakmakleave home: evden çıkmak
staykalmakstay at a hotel: otelde kalmak
waitbeklemekwait for the bus: for şart
liveyaşamak, oturmaklive in Izmir: İzmir’de oturmak
dieölmek-ing hâli dying

he, she, it ile geniş zamanda fiile -s gelir: she works, he lives. Dört fiil ayrıca biçim değiştirir: be → is, have → has, do → does, go → goes. Kip fiiller (can, must, will, should) hiç -s almaz.

make mi, do mu?make ortaya bir şey çıkarır: make a cake, make a mistake, make a decision. do bir işi, bir görevi yerine getirir: do homework, do the dishes, do your best.

İngilizceTürkçesiSık kalıp
eatyemek (yemek yemek)eat out: dışarıda yemek
drinkiçmek; içecekdrink water
sleepuyumak; uykugo to sleep: uyumak
wakeuyanmak, uyandırmakwake up: uyanmak
cookyemek pişirmek; aşçıcook dinner
washyıkamakwash your hands
weargiymek, takmakwear glasses: gözlük takmak
buysatın almakbuy a ticket
sellsatmaksell a car
payödemekpay for: -in parasını ödemek
costtutmak, mal olmak; maliyetHow much does it cost?
spend(para) harcamak; (zaman) geçirmekspend time
savebiriktirmek; kurtarmak; kaydetmeksave money
openaçmak; açıkopen the window
closekapatmak; yakınclose the door · close to: -e yakın
turndönmek, çevirmek; sıraturn left: sola dönmek · turn on: açmak (cihaz)
movehareket etmek; taşınmakmove to a new house
walkyürümek; yürüyüşgo for a walk: yürüyüşe çıkmak
runkoşmak; işletmekrun a business: bir iş yeri işletmek
drive(araba) sürmekdrive to work
ride(bisiklet, at) binmekride a bike
flyuçmakfly to London
swimyüzmekgo swimming: yüzmeye gitmek
sitoturmaksit down
standayakta durmakstand up: ayağa kalkmak
falldüşmek; (Amerikan) sonbaharfall asleep: uykuya dalmak
jumpzıplamak, atlamak
carrytaşımakcarry a bag
bringgetirmekbring your book
holdtutmakHold on!: bekle
pickseçmek; toplamakpick up: almak (yerden ya da birini arabayla)
throwatmak, fırlatmakthrow away: çöpe atmak
catchyakalamak; (otobüse) yetişmekcatch the bus
pushitmek
pullçekmek
cutkesmekcut your hair
breakkırmak; molatake a break: mola vermek
fixtamir etmek, düzeltmekfix a car
buildinşa etmek, yapmak
travelseyahat etmek; yolculuktravel by train
arrivevarmak, gelmekarrive at (yer) · arrive in (şehir, ülke)
returngeri dönmek; geri vermek
visitziyaret etmek; ziyaretvisit a friend
dancedans etmek; dans
singşarkı söylemek
playoynamak; (çalgı) çalmakplay a game · play the guitar
watchizlemek; kol saatiwatch a movie
listendinlemeklisten to music: to şart
hearduymakI can’t hear you.
readokumak
writeyazmakwrite down: not almak
drawçizmek, resim yapmak
smilegülümsemek; gülümseme
laughgülmeklaugh at: -e gülmek
cryağlamak
restdinlenmek; geri kalanthe rest: geri kalanı
relaxrahatlamak, dinlenmek
sendgöndermeksend a message
receivealmak (gelen bir şeyi)receive an email
growbüyümek; yetiştirmekgrow up: büyümek (çocuk)

I usually get up at seven and take the bus to work.

Genelde yedide kalkar, işe otobüsle giderim.

İngilizceTürkçesiSık kalıp
saysöylemek, demeksay hello: merhaba demek
tellanlatmak, söylemek (birine)tell me · tell a story
speakkonuşmak (dil; resmî)speak English
talkkonuşmak, sohbet etmektalk to: ile konuşmak
asksormak; istemekask a question · ask for help: yardım istemek
answercevaplamak; cevapanswer the phone: telefona bakmak
call(telefonla) aramak; çağırmak; adlandırmakCall me later.
explainaçıklamakexplain it to me (explain me değil)
meananlamına gelmek; kastetmekWhat does it mean?: ne demek?
agreeaynı fikirde olmak; kabul etmekI agree with you.
arguetartışmak, atışmak
discussgörüşmek, tartışmak (bir konuyu)discuss a problem (about almaz)
describetarif etmek, betimlemek
repeattekrarlamakCan you repeat that?
spellharflerini tek tek söylemekHow do you spell it?: nasıl yazılıyor?
translateçevirmek (dil)translate into Turkish
shoutbağırmakshout at: -e bağırmak
thankteşekkür etmekthank you · thanks: teşekkürler
invitedavet etmekinvite to a party
promisesöz vermek; sözI promise.: söz veriyorum
introducetanıştırmak, tanıtmakLet me introduce myself.: kendimi tanıtayım
mentionbahsetmek, söz etmek
suggestönermek
believeinanmakI can’t believe it!: inanamıyorum
rememberhatırlamak
forgetunutmakDon’t forget!
understandanlamakI don’t understand.
learnöğrenmeklearn English
teachöğretmekteach öğretmek, learn öğrenmek: karıştırmayın
studyders çalışmak; (üniversitede) okumakstudy for an exam
guesstahmin etmekI guess so.: galiba öyle
wondermerak etmekI wonder why.: acaba neden
imaginehayal etmek, düşünmek
hopeumut etmek; umutI hope so.: umarım
wishdilemek; keşke demekI wish…: keşke…
decidekarar vermekdecide to: -meye karar vermek
chooseseçmek
prefertercih etmekprefer tea to coffee: çayı kahveye tercih etmek
expectbeklemek (olmasını)I didn’t expect that.
planplanlamak; planplan a trip
feelhissetmekfeel better: daha iyi hissetmek
lovesevmek; aşk, sevgiI’d love to.: çok isterim
hatenefret etmek
enjoyzevk almak, keyfini çıkarmakEnjoy your meal!: afiyet olsun
worryendişelenmekDon’t worry.: merak etme
careönemsemek; bakımtake care of: -e bakmak
missözlemek; kaçırmakI miss you. · miss the bus
mindsakıncası olmak; akılDo you mind?: sakıncası var mı? · Never mind.: boş ver
hurtacımak, acıtmak; incitmekMy back hurts.: sırtım ağrıyor
acceptkabul etmek
allowizin vermekbe allowed to: -meye izni olmak
apologizeözür dilemekİngiliz yazımı apologise
complainşikâyet etmekcomplain about
recognizetanımak (görünce, duyunca)İngiliz yazımı recognise
realizefarkına varmak, anlamakİngiliz yazımı realise
noticefark etmek; duyuru
matterönemi olmak; meseleIt doesn’t matter.: önemli değil

say ne söylendiğini, tell kime söylendiğini öne çıkarır: She said hello · She told me the news. She said me yanlıştır. speak dil ve resmî konuşma için, talk sohbet için daha sık kullanılır.

I don’t understand. Can you explain it again?

Anlamadım. Tekrar açıklayabilir misin?

İngilizceTürkçesiSık kalıp
addeklemekadd sugar
countsaymak
checkkontrol etmek; (Amerikan) lokanta hesabıcheck your email
comparekarşılaştırmak
improvegeliştirmek, gelişmekimprove your English
practicepratik yapmak; alıştırmaİngiliz İngilizcesinde fiil practise
preparehazırlamak, hazırlanmakprepare for an exam
createyaratmak, oluşturmak
developgeliştirmek, gelişmek
manageyönetmek; becermekmanage to: -meyi başarmak
organizedüzenlemek, organize etmekİngiliz yazımı organise
printyazdırmak, basmak
sharepaylaşmak
showgöstermek; gösteriShow me.
followtakip etmek, izlemekFollow me.
joinkatılmakjoin a club
winkazanmak (oyun, ödül)win a game
losekaybetmeklose weight: kilo vermek
failbaşarısız olmak; (sınavdan) kalmakfail an exam
passgeçmek; uzatmak, vermekpass an exam · Pass the salt, please.
ordersipariş vermek; sipariş; düzenorder food
rentkiralamak; kirarent an apartment
borrowödünç almakborrow from
lendödünç vermeklend to
belongait olmakbelong to
filldoldurmakfill in: (form) doldurmak
offerteklif etmek; teklif
supportdesteklemek; destek
solveçözmeksolve a problem
collecttoplamak, biriktirmek
earn(para) kazanmakearn money · oyunda kazanmak win
meettanışmak; buluşmakNice to meet you.
continuedevam etmek
marryevlenmekgünlük dilde çoğunlukla get married
dropdüşürmek
touchdokunmakkeep in touch: haberleşmek
searcharamak, araştırmaksearch online
downloadindirmek (dosya)
clicktıklamak
setkurmak, ayarlamakset an alarm: alarm kurmak
includeiçermek, dahil etmek
hurryacele etmekHurry up!: çabuk ol

We decided to rent an apartment close to the university.

Üniversiteye yakın bir daire kiralamaya karar verdik.

03

İsimler (1): insan, beden, ev, yemek ve giyim

İsimlerin çoğu çoğulda -s alır: book → books, box → boxes. Bir avuç isim düzensizdir (child → children, foot → feet, woman → women); bunlar not sütununda gösterildi. Türkçede «iki kitap» denir ama İngilizcede birden çok olan her şey çoğul eki ister: two books.

Püf noktası: isimleri konu kümesiyle öğrenmek. Mutfak kelimeleri (cup, plate, knife, fork) birlikte öğrenilince birbirini hatırlatır. İkinci dikkat noktası sayılamayan isimlerdir: water, bread, money, advice, information çoğul eki almaz, önlerine a gelmez; miktar some, much ya da a glass of, a piece of ile söylenir.

İngilizceTürkçesiNot
peopleinsanlar; halkçoğul fiil alır: People are…
personkişiçoğulu çoğunlukla people
manadam, erkekçoğulu men
womankadınçoğulu women («wimin» okunur)
childçocukçoğulu children
kidçocuk (günlük dil)
babybebekçoğulu babies
boyerkek çocuk, oğlan
girlkız, kız çocuk
guyadam (günlük dil)you guys: siz (hitap)
adultyetişkin
teenagergenç, ergen (13-19 yaş)
familyaile
parentebeveynparents: anne baba
motheranne
fatherbaba
momanne (günlük dil)İngiliz yazımı mum
dadbaba (günlük dil)
sonoğul
daughterkız evlat
brothererkek kardeş, ağabeyolder brother: ağabey
sisterkız kardeş, ablaolder sister: abla
husbandkoca, eş
wifekarı, eşçoğulu wives
grandmotherbüyükanne, ninegünlük dilde grandma
grandfatherbüyükbaba, dedegünlük dilde grandpa
uncleamca, dayı, enişte
auntteyze, hala, yenge
cousinkuzen
friendarkadaşbest friend: en yakın arkadaş
boyfrienderkek arkadaş (sevgili)
girlfriendkız arkadaş (sevgili)
neighborkomşuİngiliz yazımı neighbour
guestmisafir, konuk
coupleçift; birkaça couple of: birkaç, iki üç
memberüye
namead, isimfirst name: ad · last name: soyadı
ageyaş; çağat the age of ten: on yaşında
birthdaydoğum günüHappy birthday!
weddingdüğün
lifehayat, yaşamçoğulu lives
İngilizceTürkçesiNot
bodyvücut, beden
headbaş, kafa
faceyüz (surat)
hairsaçsayılamaz: Her hair is long.
eyegöz
earkulak
noseburun
mouthağız
toothdişçoğulu teeth
neckboyun
shoulderomuz
armkol
handelon the other hand: öte yandan
fingerparmak (el)
legbacak
kneedizbaştaki k okunmaz
footayakçoğulu feet · on foot: yürüyerek
heartkalpby heart: ezbere
bloodkan
skinderi, cilt
stomachmide; karınstomachache: mide ağrısı
brainbeyin
healthsağlık
medicineilaç; tıp
painağrı, acı
headachebaş ağrısıI have a headache.
feverateş (hastalıkta)yanan ateş fire
accidentkazaby accident: kazara
smellkoku; koklamak; kokmak
voiceses (insan sesi)genel ses sound

My sister has two children: a boy and a girl.

Kız kardeşimin iki çocuğu var: bir oğlan, bir kız.

İngilizceTürkçesiNot
homeev, yuvaat home: evde · go home: eve gitmek (to yok)
houseev (bina)
apartmentdaire, apartman dairesiİngiliz İngilizcesinde flat
roomoda; yer
kitchenmutfak
bathroombanyo; (Amerikan) tuvalet
bedroomyatak odası
flooryer, zemin; katAmerikan İngilizcesinde first floor zemin kattır
wallduvar
doorkapı
windowpencere
stairsmerdivençoğul kullanılır: go up the stairs
gardenbahçeAmerikan İngilizcesinde evin bahçesi çoğu zaman yard
tablemasa
chairsandalye
bedyatakgo to bed: yatmak
sofakanepeAmerikan İngilizcesinde couch da çok yaygın
deskçalışma masası; sıra
lamplamba
lightışık; hafif; açık (renk)turn on the light
boxkutuçoğulu boxes
bagçanta; poşet
keyanahtar
clocksaat (duvar, masa saati)kol saati watch
pictureresim, fotoğraftake a picture: fotoğraf çekmek
mirrorayna
shelfrafçoğulu shelves
towelhavlu
soapsabun
showerduştake a shower: duş almak
bathbanyo (küvette)take a bath
toilettuvalet, klozetAmerikan İngilizcesinde lokanta, mağaza gibi yerlerdeki tuvalet restroom
fridgebuzdolabıuzun biçimi refrigerator
cupfincana cup of coffee
glassbardak; camglasses: bardaklar; gözlük
platetabak
knifebıçakçoğulu knives
forkçatal
spoonkaşık
bottleşişea bottle of water
trashçöpİngiliz İngilizcesinde rubbish
stuffeşya, şeylersayılamaz, günlük dil

Amerikan ve İngiliz İngilizcesinde bazı gündelik kelimeler farklıdır: apartment (İngiliz: flat), trash (rubbish), cookie (biscuit), pants (trousers), vacation (holiday). Bu sayfa Amerikan biçimini esas alır; ikisi de doğrudur, bir metinde birini seçmek yeter.

İngilizceTürkçesiNot
foodyiyecek, yemek
watersusayılamaz: a glass of water
coffeekahve
teaçay
milksüt
juicemeyve suyuorange juice
breadekmeksayılamaz: a piece of bread
buttertereyağı
cheesepeynir
eggyumurta
meatet
chickentavuk
fishbalıkçoğulu genelde fish
ricepirinç; pilav
soupçorba
saladsalata
sandwichsandviç
fruitmeyve
appleelma
vegetablesebze
potatopatatesçoğulu potatoes
tomatodomatesçoğulu tomatoes
sugarşeker (toz şeker)
salttuz
oilsıvı yağ; petrol
cakepasta, kek
cookiekurabiyeİngiliz İngilizcesinde biscuit
candyşeker, şekerlemeİngiliz İngilizcesinde sweets
chocolateçikolata
desserttatlı (yemek sonu)desert: çöl
breakfastkahvaltıhave breakfast
lunchöğle yemeği
dinnerakşam yemeği
mealöğün, yemek
snackara öğün, atıştırmalık
menumenü, yemek listesi
dishyemek (tabakta); tabakdo the dishes: bulaşık yıkamak
tastetat; tadına bakmak
waitergarsonkadın garson waitress; ikisi için server

Could I have a glass of water and some bread, please?

Bir bardak su ve biraz ekmek alabilir miyim, lütfen?

İngilizceTürkçesiNot
clothesgiysiler, kıyafethep çoğul: My clothes are wet.
shirtgömlek
T-shirttişört
dresselbise; giyinmekget dressed: giyinmek
skirtetek
pantspantolonİngiliz İngilizcesinde trousers; orada pants iç çamaşırıdır
jeanskot pantolonhep çoğul: My jeans are new.
jacketceket, mont
coatpalto, kaban
shoeayakkabıa pair of shoes
sockçorap
hatşapka
sweaterkazak
umbrellaşemsiye
pocketcep
pairçifta pair of jeans: bir kot pantolon
sizebeden, numara; boyutWhat size are you?
moneyparasayılamaz: much money, a lot of money
pricefiyat
dollardolar
cardkartcredit card: kredi kartı
cashnakitpay in cash
billfatura; (Amerikan) kâğıt paralokantada hesap Amerikan İngilizcesinde çoğunlukla check
shoppingalışverişgo shopping
gifthediye
salesatış; indirimon sale: indirimde

Örnek. Boşlukları doğru çoğulla doldurun: one child, three ___ · one tooth, two ___ · one tomato, five ___

  • child düzensizdir, -s almaz: children.
  • tooth ünlüsünü değiştirir (oo → ee): teeth. foot → feet de aynı kalıptadır.
  • -o ile biten tomato ve potato -es alır: tomatoes.

Cevapthree children · two teeth · five tomatoes

04

İsimler (2): zaman, iş, okul, şehir, doğa ve kavramlar

Bu bölümün isimleri günlük konuşmanın konularıdır: ne zaman, nerede, hangi iş, nasıl bir hava. Zaman kelimeleri edatıyla birlikte öğrenilmelidir; Türkçe «pazartesi, gece, sabah» der, İngilizce üç ayrı edat ister: on Monday, at night, in the morning.

Püf noktası: soyut isimler Türkçeye her zaman birebir oturmaz. way hem «yol» hem «yöntem»dir (the way to the station, a good way to learn); time hem «zaman» hem «kez»dir (three times). Bu kelimelerde Türkçe sütununda en sık iki anlam verildi.

İngilizceTürkçesiNot
timezaman; kez, seferWhat time is it? · three times: üç kez
daygün
weekhafta
monthay
yearyıl
hoursaat (süre)h okunmaz: an hour
minutedakika
momentanat the moment: şu anda
morningsabahin the morning
afternoonöğleden sonra
eveningakşam
nightgeceat night
todaybugün
tomorrowyarın
yesterdaydün
tonightbu gece, bu akşam
noonöğle (saat 12)at noon
weekendhafta sonu
datetarih; randevu, buluşma
Mondaypazartesigünler büyük harfle yazılır
Tuesdaysalı
Wednesdayçarşambailk d okunmaz
Thursdayperşembe
Fridaycuma
Saturdaycumartesi
Sundaypazar
seasonmevsim
springilkbahar; yay
summeryaz
autumnsonbaharAmerikan İngilizcesinde çoğunlukla fall
winterkış
futuregelecek
historytarih (geçmiş)
endson; bitmekat the end: sonunda
beginningbaşlangıç
vacationtatilİngiliz İngilizcesinde holiday

Aylar da günler gibi büyük harfle yazılır: January ocak, February şubat, March mart, April nisan, May mayıs, June haziran, July temmuz, August ağustos, September eylül, October ekim, November kasım, December aralık.

at · on · in (zaman)at saat ve an, on gün ve tarih, in ay, yıl, mevsim ve günün bölümleri: at 8, on Friday, on May 5, in July, in 2025, in the morning. Tek sık istisna: at night.

Örnek. Boşlukları doldurun: My birthday is ___ June. The meeting is ___ Monday ___ ten o’clock.

  • June bir ay: in June.
  • Monday bir gün: on Monday.
  • ten o’clock bir saat: at ten o’clock.

Cevapin June · on Monday · at ten o’clock

İngilizceTürkçesiNot
jobiş (meslek, görev)sayılabilir: a job; work sayılamaz
officeofis, büro
companyşirket
businessiş, ticaret; işletmeon business: iş için
bosspatron, şef
managermüdür, yönetici
workerişçi, çalışan
customermüşteri
meetingtoplantı
projectproje
reportrapor
servicehizmet
presidentbaşkan; cumhurbaşkanı
doctordoktorsee a doctor: doktora gitmek
nursehemşire
driversürücü, şoför
writeryazar
policepolisçoğul fiil alır: The police are… · tek kişi police officer
İngilizceTürkçesiNot
schoolokulat school · go to school
universityüniversitea university (y sesiyle başlar)
collegeüniversite, yüksekokulAmerikan İngilizcesinde günlük dilde üniversite
classsınıf; ders
lessonders
coursekurs; ders (dönemlik)of course: elbette
studentöğrenci
teacheröğretmen
homeworködevsayılamaz: homeworks değil
examsınavtake an exam: sınava girmek
testtest, sınav
questionsoruask a question
bookkitap; rezervasyon yapmakbook a table: masa ayırtmak
pagesayfa
pentükenmez kalem
pencilkurşun kalem
paperkâğıt; gazetesayılamaz: a piece of paper
notebookdefter
wordkelime, sözcük
sentencecümle
languagedil (lisan)
Englishİngilizce; İngilizhep büyük harf
TurkishTürkçe; Türkhep büyük harf
lettermektup; harf
storyhikâye, öykü
subjectders (okulda); konu
gradenot; sınıf (Amerikan okulu)in fifth grade: beşinci sınıfta
mistakehatamake a mistake
exampleörnekfor example: örneğin
skillbeceri
experiencedeneyim, tecrübe
sciencebilim; fen
mathmatematikİngiliz İngilizcesinde maths
İngilizceTürkçesiNot
sportsporAmerikan İngilizcesinde çoğunlukla sports
gameoyun; maç
balltop
playeroyuncu
goalgol; amaç, hedef
hobbyhobiçoğulu hobbies
musicmüzik
artsanat; resim (ders)
partyparti, eğlencehave a party
funeğlencesayılamaz: have fun: eğlenmek
jokeşaka, fıkratell a joke
songşarkı
moviefilmİngiliz İngilizcesinde film
photofotoğraf
camerafotoğraf makinesi, kamera
phonetelefon
computerbilgisayar
laptopdizüstü bilgisayar
internetinterneton the internet
emaile-posta
messagemesaj
textmetin; kısa mesaj (atmak)Text me.: bana mesaj at
videovideo
televisiontelevizyonkısaca TV
newshaber, haberlersayılamaz, tekil fiil: The news is good.
newspapergazete
appuygulama
websiteweb sitesi
screenekran
passwordşifre, parola
onlineçevrim içi, internette
İngilizceTürkçesiNot
cityşehirçoğulu cities
townkasaba, küçük şehir
villageköy
countryülke; kırsalin the country: kırsalda
worlddünya
placeyer
streetsokak, cadde
roadyol
centermerkezİngiliz yazımı centre
buildingbina
storemağaza, dükkânİngiliz İngilizcesinde çoğunlukla shop
marketpazar, market
supermarketsüpermarket
bankbanka
hotelotel
restaurantlokanta, restoran
hospitalhastanein the hospital (Amerikan)
museummüze
parkpark; park etmek
librarykütüphanekitapçı bookstore
stationistasyon
airporthavalimanı
busotobüsby bus · take the bus
cararaba
traintren
planeuçakAmerikan İngilizcesinde airplane da denir
bikebisikletuzun biçimi bicycle
boattekne, kayık
taxitaksiAmerikan İngilizcesinde cab da denir
traffictrafiksayılamaz
ticketbilet
tripgezi, yolculuka business trip: iş gezisi
mapharita
cornerköşeon the corner
bridgeköprü
seatkoltuk, oturacak yerIs this seat taken?: bu yer dolu mu?
lineçizgi; hat; (Amerikan) sıra, kuyrukwait in line: sırada beklemek
addressadresiki d, iki s
passportpasaport

Excuse me, how do I get to the station? — Go straight and turn left at the bridge.

Affedersiniz, istasyona nasıl giderim? — Dümdüz gidin, köprüde sola dönün.

İngilizceTürkçesiNot
weatherhava (durumu)How’s the weather?: hava nasıl?
sungüneş
rainyağmur; yağmur yağmakIt’s raining.
snowkar; kar yağmak
windrüzgâr
cloudbulut
skygökyüzü
airhava (solunan)
seadeniz
beachplaj, kumsal
rivernehir, ırmak
lakegöl
mountaindağ
forestorman
treeağaç
flowerçiçek
plantbitki; dikmek
animalhayvan
dogköpek
catkedi
birdkuş
horseat
petevcil hayvan
naturedoğa
earthdünya (gezegen); toprakgezegen adı olarak Earth
groundyer, zeminon the ground
fireateş; yangın
icebuz
staryıldız
moonay (gökteki)
spaceuzay; yer, boşluk
northkuzey
southgüney
eastdoğu
westbatı

It’s cold and it’s raining, so take your umbrella.

Hava soğuk ve yağmur yağıyor, şemsiyeni al.

İngilizceTürkçesiNot
thingşey
wayyol; yöntem, şekilby the way: bu arada
partparça, kısım
problemsorun, problemNo problem.: sorun değil
ideafikirI have no idea.: hiç bilmiyorum
reasonsebep, nedenthe reason for
factgerçek, olguin fact: aslında
kindtür, çeşit; nazikWhat kind of…? · kind to me: bana karşı nazik
typetür, tip
lotçok (kalıp içinde)a lot of: çok · Thanks a lot.
bitbiraz; parçaa bit: biraz
pieceparça, dilima piece of cake: bir dilim pasta
sideyan, tarafon the left side
topüst, tepeon top of: -in üstünde
bottomalt, dip
middleortain the middle
frontönin front of: -in önünde
pointnokta; amaç, meseleWhat’s the point?: ne anlamı var?
choiceseçim, tercih
chanceşans, fırsat; ihtimal
decisionkararmake a decision
rulekural
groupgrup
teamtakım, ekip
levelseviye
resultsonuç
truthgerçek, doğrutell the truth: doğruyu söylemek
soundses; gibi gelmekThat sounds good.: kulağa iyi geliyor
noisegürültü
feelinghis, duygu
luckşansGood luck!: bol şans
dreamrüya; hayal
memoryhafıza; anı
troubledert, sıkıntıin trouble: başı dertte
opiniongörüş, fikirin my opinion: bence
advicetavsiye, öğütsayılamaz: a piece of advice
informationbilgisayılamaz: informations değil
listliste
situationdurum
differencefark
attentiondikkatpay attention: dikkat etmek
surprisesürpriz; şaşırtmak
secretsır; gizli
habitalışkanlık
05

Sıfatlar: renkler, zıt çiftler ve duygular

İngilizce sıfat hiç ek almaz: a big house, two big houses. Sıfat ya ismin önüne gelir (a red car) ya da be fiilinden sonra durur (The car is red); Türkçedeki gibi «Araba kırmızı» diye fiilsiz kurulmaz.

Püf noktası: sıfatları zıt çiftlerle öğrenmek. cheap öğrenilirken yanına expensive yazılırsa ikisi birbirini hatırlatır; zıt çiftler tablosunun üçüncü sütunu bu yüzden zıt anlamlıyı gösterir. Duygu sıfatlarının çoğu bir edatla kullanılır (afraid of, interested in, worried about); edat sıfatla birlikte öğrenilir.

İngilizceTürkçesiNot
colorrenkİngiliz yazımı colour
blacksiyah
whitebeyaz
redkırmızı
bluemavi
greenyeşil
yellowsarı
orangeturuncu; portakal
brownkahverengi
graygriİngiliz yazımı grey
pinkpembe
purplemor
darkkoyu; karanlıkdark blue: koyu mavi, lacivert
brightparlak; zeki
İngilizceTürkçesiZıttı · not
goodiyibad · derecesi better, best
badkötügood · derecesi worse, worst
bigbüyüksmall
smallküçükbig
largebüyük, geniş (beden, miktar)small
longuzunshort
shortkısalong, tall
talluzun (boy)short
highyükseklow
lowalçak, düşükhigh
newyeniold
oldeski; yaşlınew, young
younggençold
hotsıcak; acı (biber)cold
coldsoğuk; nezlehot · have a cold: nezle olmak
warmılık, sıcakcool
coolserin; havalıwarm
easykolaydifficult, hard
difficultzoreasy
hardzor; sert; sıkıeasy, soft · work hard: sıkı çalışmak
fasthızlıslow
slowyavaşfast
earlyerkenlate
lategeçearly
rightdoğru; sağwrong, left
leftsolright · leave fiilinin geçmişi de left
wrongyanlışright
truedoğru, gerçekfalse
falseyanlış; sahtetrue
fulldolu; tokempty
emptyboşfull
cleantemiz; temizlemekdirty
dirtykirliclean
richzenginpoor
poorfakir; zavallırich
cheapucuzexpensive
expensivepahalıcheap
stronggüçlü; (çay, kahve) koyuweak
weakzayıf, güçsüz; (çay) açıkstrong
heavyağırlight
safegüvenlidangerous
dangeroustehlikelisafe
quietsessiz, sakinloud
loudyüksek sesli, gürültülüquiet
wetıslakdry
drykuruwet
softyumuşakhard
alivecanlı, hayattadead
deadölüalive
thinince; zayıfthick, fat

KarşılaştırmaKısa sıfat -er / the -est alır: cheap → cheaper → the cheapest. Uzun sıfat more / the most ile kurulur: expensive → more expensive → the most expensive. Düzensiz olanlar: good → better → best, bad → worse → worst.

İngilizceTürkçesiNot
happymutlu
sadüzgün
angrykızgınangry with: -e kızgın
afraidkorkmuşafraid of: -den korkmak · ismin önüne gelmez
scaredkorkmuşscared of
tiredyorgun
sickhasta; midesi bulananAmerikan İngilizcesinde «hasta» için en sık kelime
illhastadaha çok İngiliz İngilizcesinde
hungryaç
thirstysusamış
gladmemnunGlad to hear that.
excitedheyecanlıexcited about
worriedendişeliworried about
boredsıkılmışsıkıcı boring
surprisedşaşırmış
interestedilgili, meraklıinterested in: -e ilgi duymak
luckyşanslı
healthysağlıklı
busymeşgul, yoğun
freeserbest, boş; bedavafree time: boş zaman
readyhazır
sureeminSure!: tabii
aloneyalnız (tek başına)
marriedevlimarried to: ile evli
singlebekâr; tek
friendlyarkadaş canlısı, cana yakın-ly ile bittiği hâlde sıfattır
funnykomik
smartzeki, akıllı; şık
crazydeli, çılgın
carefuldikkatliBe careful!
seriousciddi
nicehoş, iyi, kibarNice to see you.
beautifulgüzel
prettygüzel, hoş; oldukçapretty good: oldukça iyi
uglyçirkin
nervousgergin, tedirgin
upsetüzgün, keyfi kaçmış

-ed ile biten sıfat kişinin hissini, -ing ile biten sıfat o hissi yaratan şeyi anlatır: I’m bored «sıkıldım», The movie is boring «film sıkıcı». I’m boring «ben sıkıcı biriyim» demektir.

I’m tired and hungry. Is there anything to eat?

Yorgunum ve açım. Yiyecek bir şey var mı?

İngilizceTürkçesiNot
greatharika; büyüka great idea
wonderfulharika, şahane
amazinginanılmaz, muhteşem
terribleberbat, korkunç
perfectkusursuz, mükemmel
fineiyi; inceI’m fine.: iyiyim
importantönemli
possiblemümkün, olasıas soon as possible: en kısa sürede
impossibleimkânsız
differentfarklıdifferent from: -den farklı
sameaynıhep the ile: the same
similarbenzersimilar to
specialözel
normalnormal
popularsevilen, popüler
famousünlüfamous for
favoriteen sevilenİngiliz yazımı favourite
interestingilginç
boringsıkıcı
strangetuhaf, garip
realgerçek
simplebasit, sade
clearaçık, net; berrak
commonyaygın, sık
wholebütün, tümthe whole day
mainana, asıl
nextsonraki, geleceknext week · next to: yanında
lastson; geçenlast week: geçen hafta
privateözel, kişisel
foreignyabancıa foreign language
modernmodern, çağdaş
comfortablerahat
deliciouslezzetli, nefis
freshtaze
sweettatlı; şirin
hugekocaman, devasa
tinyminicik
able-ebilenbe able to: -ebilmek

This phone is cheap, but the camera isn’t very good.

Bu telefon ucuz ama kamerası pek iyi değil.

06

Zarflar ve günlük kalıplar

Zarf fiilin nasıl, ne zaman, ne sıklıkla ve ne ölçüde yapıldığını söyler. Sıfattan zarf yapmanın en sık yolu -ly eklemektir: slow → slowly, careful → carefully. İstisnalar az ama çok sık kullanılır: good sıfatının zarfı welldir; fast, hard, late, early zarf olarak da aynı kalır.

Sıklık zarfları (always, usually, often, sometimes, never) normal fiilin önüne, be fiilinin arkasına gelir: I always walk to school, She is always late. Bölümün sonundaki kalıplar ise günlük konuşmanın kelimeleridir; çoğu tek başına bir cevap olabilir.

İngilizceTürkçesiÖrnek
alwaysher zaman, hepI always walk to work.
usuallygenellikle
oftensık sık
sometimesbazen
rarelynadiren
neverasla, hiçfiil olumlu kalır: I never drink coffee.
everhiç (soruda); şimdiye kadarHave you ever…?
oncebir kez; bir zamanlaronce a week: haftada bir
twiceiki keztwice a day: günde iki kez
againtekrar, yine
nowşimdiright now: hemen şimdi
thensonra; o zaman
soonbirazdan, kısa süre sonraSee you soon.
alreadyçoktan, şimdidenI’ve already eaten.
yethenüz (olumsuzda, soruda)not yet: henüz değil
stillhâlâI’m still at work.
justaz önce; sadeceI’ve just arrived. · just a minute
latersonra, daha sonraSee you later.
agoönce (bir süre önce)two days ago: iki gün önce
recentlyson zamanlarda
finallysonunda
suddenlyaniden

still · yet · alreadystill «hâlâ» (süren durum), yet «henüz» (olumsuz cümle ve soru, çoğu zaman cümle sonunda), already «çoktan» (beklenenden erken): I’m still at work · I haven’t eaten yet · She has already left.

Örnek. Sıklık zarfını doğru yere koyun: She is late. (always) · I drink coffee. (never)

  • Birinci cümlenin fiili be (is): zarf fiilin arkasına gelir.
  • İkinci cümlede normal fiil var (drink): zarf fiilin önüne gelir.
  • never zaten olumsuzdur; ayrıca don’t eklenmez.

CevapShe is always late. · I never drink coffee.

İngilizceTürkçesiÖrnek
veryçokvery good
reallygerçekten; çokReally?: sahi mi?
toofazla, gereğinden çok; de, datoo hot · me too: ben de
quiteoldukçasessiz quiet ile karıştırmayın
almostneredeyse
onlysadece, yalnızca; tekthe only one
evenbile; hattaeven better: daha da iyi
alsode, da; ayrıcafiilin önüne: I also like it.
especiallyözellikle
exactlytam olarakExactly!: aynen
probablymuhtemelen
perhapsbelkimaybe ile aynı, biraz daha resmî
maybebelkiMaybe later.
actuallyaslında«şu anda» değil, «aslında»
definitelykesinlikle
togetherbirlikte
insteadyerineinstead of: -in yerine
elsebaşkasomething else · What else?
anywayneyse; yine de
howeverancak, yine deçoğunlukla cümle başında, virgülle
anymoreartık (olumsuzda)I don’t live there anymore.
hereburada, burayaHere you are.: buyurun
thereorada, orayathere is, there are: var
awayuzağa, uzaktago away: git buradan
backgeri; sırtcome back: geri gelmek · my back: sırtım
faruzak, uzağafar from: -den uzak
abroadyurt dışında, yurt dışınago abroad (to yok)
upstairsüst katta, yukarıda
downstairsalt katta, aşağıda
straightdümdüz, dosdoğru; düzgo straight: dümdüz gitmek
welliyi (zarf); şey…You speak well. · sıfatı good
quicklyhızla, çabucak
slowlyyavaşça

very yalnız «çok»tur: very hot «çok sıcak». too «gereğinden çok» demektir ve çoğu zaman bir sorun bildirir: too hot to drink «içilemeyecek kadar sıcak». enough sıfatın arkasına gelir: old enough «yeterince büyük».

İngilizceTürkçesiKalıp
yesevet
notdeğil; -me, -manot bad: fena değil · don’t = do not
pleaselütfenYes, please.: evet, lütfen
sorryüzgün; özür dilerimSorry I’m late. · Sorry?: efendim? (anlamadım)
hellomerhaba; (telefonda) alo
hiselam, merhaba
byehoşça kal, görüşürüz
goodbyehoşça kal, güle güle
okaytamamkısaca OK
yeahevet (günlük dil)
welcomehoş geldin; rica ederimYou’re welcome.: rica ederim
excusebahane; mazur görmekExcuse me.: affedersiniz

Excuse me, could you speak more slowly, please?

Affedersiniz, biraz daha yavaş konuşabilir misiniz, lütfen?

Sorry I’m late again. The traffic was really bad.

Kusura bakma, yine geç kaldım. Trafik gerçekten kötüydü.

Thanks a lot! — You’re welcome.

Çok teşekkürler! — Rica ederim.

İpuçları

Testten önce bunları bil

  1. Kelimeyi tek anlama kilitlemeyin

    get yalnız «almak» değildir: get up kalkmak, get home eve varmak, get tired yorulmak. Sık fiili tablodaki kalıbıyla birlikte öğrenin.

  2. Sayılamayan isme a ve -s gelmez

    an advice, informations, homeworks yanlıştır. Doğrusu some advice, some information, a lot of homework; tek bir tane için a piece of advice.

  3. Sıfat isimle birlikte çoğullaşmaz

    two big houses doğru, two bigs houses yanlış. İngilizce sıfat ne çoğul ne iyelik eki alır: three red cars, my new phone.

  4. «Yorgunum» İngilizcede üç kelime

    Türkçe kişiyi ve «olmak» anlamını ekle verir; İngilizcede be fiili ayrı yazılır ve atlanmaz: I am tired, She is a doctor, They are at home.

  5. Bir harf anlamı değiştirir

    quiet «sessiz», quite «oldukça»; dessert «tatlı», desert «çöl»; lose «kaybetmek», loose «gevşek». Benzer görünen kelimeyi tablodaki Türkçesiyle karşılaştırın.

07

Kendini dene

Cevaba dokun — neden öyle olduğunu birlikte görelim.

Hiç param yok: I don’t have money.

Olumsuz cümlede any kullanılır. money sayılamaz; a ve many almaz. some olumlu cümlenin kelimesidir.

Hangisi «hâlâ» anlamına gelir?

still = hâlâ. yet «henüz», already «çoktan», ever soruda «hiç» demektir.

one child, two

child düzensiz çoğul alır: children. Bu biçim zaten çoğuldur; üstüne bir de -s eklenmez.

expensive kelimesinin zıttı hangisidir?

expensive «pahalı», cheap «ucuz». poor «fakir» (rich kelimesinin zıttı), easy «kolay», weak «zayıf».

Sınavda bir hata yaptı: She a mistake in the exam.

«Hata yapmak» İngilizcede make a mistake kalıbıdır; geçmişi made. do iş ve görev için kullanılır (do homework).

Toplantı pazartesi: The meeting is Monday.

Günlerle on kullanılır: on Monday. at saat için (at 10), in ay ve yıl için (in June).

«Bana bir tavsiye verebilir misin?» Hangisi doğru?

advice sayılamaz: önüne an gelmez, -s almaz. Tek bir tavsiye için a piece of advice denir.

Amerikan İngilizcesinde «apartman dairesi» hangisidir?

Amerikan İngilizcesinde apartment, İngiliz İngilizcesinde flat denir. building «bina», floor «kat, zemin» demektir.

Film çok sıkıcı, ben de sıkıldım: This movie is so boring. I’m .

Kişinin hissi -ed ile söylenir: I’m bored «sıkıldım». I’m boring «ben sıkıcı biriyim» olur; boredom isimdir («can sıkıntısı»).

İngilizceyi çok iyi konuşuyor: She speaks English very .

Fiili (speaks) niteleyen bir zarf gerekir. good ve nice sıfattır; good sıfatının zarfı welldir. best üstünlük biçimidir, bu cümleye very ile girmez.

Alıştırma bitti — –

Sıradaki konu: Phrasal verbs listesi.

0/10 · soru cevaplandı

Kendini dene