Küçük kelimeler: zamir, edat, bağlaç ve sayı
Bu sayfada günlük İngilizcede en sık karşılaşılan 1000 kelime türüne göre altı bölümde, Türkçesiyle verildi. Liste bir sözlükten ya da resmî bir kelime listesinden alınmadı; A1–B1 düzeyindeki öğrencinin konuşurken, okurken ve dinlerken en çok ihtiyaç duyduğu kelimeler seçildi. Her kelime yalnız bir tabloda, bir kez geçer; çok anlamlı kelimelerde en sık bir iki anlamı yazıldı.
Bir İngilizce metinde en çok tekrar eden kelimeler küçük kelimelerdir: the, of, to, and, a, in. Tek başlarına bir şey anlatmazlar ama cümlenin iskeletini kurarlar. Püf noktası: onları tek tek çevirmek yerine kalıp içinde öğrenmek, çünkü Türkçe aynı işi çoğu zaman ekle yapar: at home = evde, to school = okula, from Izmir = İzmir’den.
| İngilizce | Türkçesi | Örnek |
|---|---|---|
| I | ben | hep büyük harf: I am here. |
| you | sen; siz | tekil ve çoğul aynı: you are |
| he | o (erkek) | He is my brother. |
| she | o (kadın) | She is a teacher. |
| it | o (eşya, hayvan, durum) | It is cold.: hava soğuk |
| we | biz | We are friends. |
| they | onlar | They live here. |
| me | beni, bana | Call me.: beni ara |
| him | onu, ona (erkek) | I know him. |
| her | onu, ona; onun (kadın) | I see her. · her car |
| us | bizi, bize | Help us. |
| them | onları, onlara | I like them. |
| my | benim | my name |
| your | senin; sizin | your phone |
| his | onun; onunki (erkek) | his father · It’s his. |
| its | onun (eşya, hayvan) | kesme işaretsiz; it’s = it is |
| our | bizim | our house |
| their | onların | their kids |
| mine | benimki | This book is mine. |
| yours | seninki; sizinki | Is this yours? |
| hers | onunki (kadın) | The red bag is hers. |
| ours | bizimki | That car is ours. |
| theirs | onlarınki | The house is theirs. |
| myself | kendim, kendimi | I did it myself. |
| yourself | kendin, kendini | Take care of yourself. |
| himself | kendisi (erkek) | He hurt himself. |
| herself | kendisi (kadın) | She made it herself. |
| itself | kendisi (eşya, hayvan) | The door closed by itself. |
| ourselves | kendimiz | We enjoyed ourselves.: iyi vakit geçirdik |
| themselves | kendileri | They did it themselves. |
Türkçedeki tek «o» İngilizcede üçe ayrılır: erkek için he, kadın için she, eşya, hayvan ve durum için it. you hem «sen» hem «siz»dir ve fiil hep aynı çekilir: you are.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| the | belirli tanımlık (bilinen, sözü geçen şey) | Türkçede çoğu zaman karşılığı yok: the sun: güneş |
| a | bir (belirsiz tanımlık) | ünlü sesten önce an: an apple, an hour |
| this | bu | çoğulu these |
| that | şu, o; ki | çoğulu those · I think that…: bence… |
| these | bunlar, bu (çoğul) | these shoes |
| those | şunlar, onlar | those days: o günler |
| some | biraz; bazı | olumlu cümlede: some water |
| any | hiç; herhangi | soru ve olumsuzda: Any questions? |
| no | hayır; hiç … yok | no time: hiç vakit yok |
| every | her | tekil isimle: every day |
| each | her bir | each student |
| all | bütün, hepsi | all day: bütün gün |
| both | ikisi de | both of them |
| many | çok (sayılabilen) | many people |
| much | çok (sayılamayan) | çoğunlukla soru ve olumsuzda: not much time |
| few | az (sayılabilen) | a few: birkaç |
| little | az (sayılamayan); küçük | a little: biraz · a little girl: küçük bir kız |
| more | daha çok, daha fazla | more water · more expensive |
| most | en çok; çoğu | most people: çoğu insan |
| less | daha az | less sugar |
| least | en az | at least: en azından |
| enough | yeterli, yeterince | enough money · old enough |
| several | birkaç, epey | several times: birkaç kez |
| such | öyle, böyle | such a nice day: öyle güzel bir gün |
| own | kendi | my own room: kendi odam |
| other | diğer, öteki | the other side: öbür taraf |
| another | başka bir; bir … daha | another cup of tea: bir çay daha |
| someone | biri, birisi | olumlu cümlede |
| somebody | biri, birisi | someone ile aynı anlam |
| something | bir şey | something to eat: yiyecek bir şey |
| somewhere | bir yer(de, e) | somewhere warm: sıcak bir yer |
| anyone | herhangi biri; (olumsuzda) kimse | Is anyone here? |
| anybody | herhangi biri; (olumsuzda) kimse | anyone ile aynı anlam |
| anything | herhangi bir şey; (olumsuzda) hiçbir şey | I don’t need anything. |
| anywhere | herhangi bir yer; (olumsuzda) hiçbir yer | I can’t find it anywhere. |
| everyone | herkes | tekil fiil alır: Everyone is here. |
| everybody | herkes | everyone ile aynı anlam |
| everything | her şey | Everything is OK. |
| everywhere | her yer(de) | I looked everywhere. |
| nobody | hiç kimse | fiil olumlu kalır: Nobody knows. |
| nothing | hiçbir şey | Nothing happened. |
| nowhere | hiçbir yer(de) | There’s nowhere to sit. |
| none | hiçbiri | none of them |
Kısayolsome olumlu cümlede, any soru ve olumsuzda: I have some money · Do you have any money? · I don’t have any money. Aynı ayrım someone / anyone, something / anything, somewhere / anywhere için de geçerlidir.
| İngilizce | Türkçesi | Örnek |
|---|---|---|
| in | içinde, -de | in the box · in 2020 |
| on | üstünde, -de | on the table · on Monday |
| at | -de (nokta, saat) | at home · at 5 |
| to | -e, -a; -mek için | go to school |
| from | -den, -dan | from Ankara |
| of | -in, -ın; -den | a cup of tea · the end of the movie |
| for | için; (süre) -dır | for you · for two hours |
| with | ile, -le | with my friends |
| without | -sız, -madan | coffee without sugar |
| by | yanında; tarafından; ile (taşıt) | by bus · by the window |
| about | hakkında; yaklaşık | about you · about ten |
| into | -in içine | get into the car |
| out | dışarı | go out · out of the room: odadan dışarı |
| over | üstünden, üzerinde; bitmiş | over the bridge · The game is over. |
| under | altında | under the bed |
| above | yukarısında, üstünde | above the door |
| below | aşağısında, altında | below zero |
| between | arasında (iki şey) | between you and me |
| among | arasında (ikiden çok) | among friends |
| behind | arkasında | behind the house |
| near | yakın, yakınında | near the station |
| across | karşısında; bir yandan öbürüne | across the street |
| along | boyunca | along the river |
| around | etrafında; civarında | around the city · around six |
| through | içinden, -den geçerek | through the window |
| during | sırasında, boyunca | during the lesson |
| before | önce | before dinner; bağlaç da olur |
| after | sonra | after work; bağlaç da olur |
| until | -e kadar (zaman) | until Friday |
| since | -den beri | since 2019 |
| against | -e karşı | against the wall |
| toward | -e doğru | İngiliz İngilizcesinde towards |
| past | -i geçerek; (saat) geçe; geçmiş | half past six: altı buçuk |
| up | yukarı | go up · get up: kalkmak |
| down | aşağı | sit down: oturmak |
| off | -den ayrı; kapalı | turn off: kapatmak · get off: inmek |
| than | -den, -dan (karşılaştırma) | bigger than: -den büyük |
| inside | içeride, içinde | inside the house |
| outside | dışarıda, dışında | Wait outside. |
| except | hariç, -den başka | everyone except me |
| despite | -e rağmen | despite the rain |
Yer bildirirken at bir nokta (at the door, at the bus stop), on bir yüzey (on the wall, on the table), in bir şeyin içi (in the box, in the car) içindir. Türkçe üçünü de -de ile söyler.
| İngilizce | Türkçesi | Örnek |
|---|---|---|
| and | ve | you and me |
| but | ama, fakat | small but nice |
| or | veya, ya da | tea or coffee? |
| so | bu yüzden; öyle, çok | I was tired, so I slept. · so good |
| because | çünkü | because of: yüzünden |
| if | eğer, -se | if you want |
| while | -iken | while I was cooking |
| although | -e rağmen, -dığı hâlde | although it was late |
| though | yine de; -e rağmen | konuşmada cümle sonunda: It was fun, though. |
| unless | -medikçe | unless you hurry |
| whether | -ip -mediği | I don’t know whether he’s coming. |
| as | olarak; -dığı için; kadar | as a teacher · as big as |
| either | ikisinden biri; (olumsuzda) de | either… or: ya… ya da |
| neither | ikisi de değil | neither… nor: ne… ne de |
| nor | ne de | neither… nor kalıbında |
| what | ne | What is this? |
| who | kim | Who is she? |
| whose | kimin | Whose bag is this? |
| which | hangi, hangisi | Which one? |
| where | nerede, nereye | Where are you? |
| when | ne zaman; -dığında | When is it? · when I was young |
| why | neden, niçin | Why not?: neden olmasın? |
| how | nasıl; ne kadar | How are you? · how much, how many |
Soru kelimesi cümlenin başına gelir, arkasından yardımcı fiil gelir: Where do you live? (Where you live? değil), Why is she angry?
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| zero | sıfır | |
| one | bir | zamir de olur: this one: bu |
| two | iki | |
| three | üç | |
| four | dört | |
| five | beş | |
| six | altı | |
| seven | yedi | |
| eight | sekiz | |
| nine | dokuz | |
| ten | on | |
| eleven | on bir | |
| twelve | on iki | |
| thirteen | on üç | |
| fourteen | on dört | |
| fifteen | on beş | yazılışı fif- |
| sixteen | on altı | |
| seventeen | on yedi | |
| eighteen | on sekiz | tek t |
| nineteen | on dokuz | |
| twenty | yirmi | twenty-one: yirmi bir (tireyle) |
| thirty | otuz | |
| forty | kırk | u yok: fourty değil |
| fifty | elli | |
| sixty | altmış | |
| seventy | yetmiş | |
| eighty | seksen | |
| ninety | doksan | e korunur |
| hundred | yüz | a hundred · çoğul eki almaz: two hundred |
| thousand | bin | two thousand |
| million | milyon | |
| billion | milyar | bin milyon |
| first | birinci; ilk; önce | first of all: her şeyden önce |
| second | ikinci; saniye | |
| third | üçüncü | |
| fourth | dördüncü | |
| fifth | beşinci | |
| half | yarım, yarı | çoğulu halves · half an hour: yarım saat |
| number | sayı; numara | phone number |
13–19 arası sayılar -teen ile biter ve vurgu sondadır (thir-TEEN); onlar -ty ile biter ve vurgu baştadır (THIR-ty). Dinlerken thirteen ile thirtyyi ayıran bu vurgudur.
Is this your bag or hers?
Bu senin çantan mı, yoksa onunki mi?
There are twenty students in our class, but only twelve are here today.
Sınıfımızda yirmi öğrenci var ama bugün yalnız on iki kişi burada.
Fiiller: en sık kullanılanlar ve kalıpları
İngilizce cümle neredeyse her zaman bir fiil ister. Türkçede «Ben öğrenciyim» bir ekle kurulur; İngilizcede fiil ayrı bir kelimedir: I am a student. Tablolardaki fiiller yalın hâlleriyle (V1) verildi; düzensiz fiillerin geçmiş biçimleri kütüphanedeki «Düzensiz fiiller tablosu» sayfasındadır.
Püf noktası: en sık fiiller en çok anlamı olan fiillerdir. get bağlama göre «almak, varmak, olmak», take «almak, götürmek, sürmek» olur. Bu yüzden üçüncü sütundaki kalıplar kelimenin kendisi kadar önemlidir: get up «kalkmak», take a bus «otobüse binmek» demektir.
| İngilizce | Türkçesi | Sık kalıp |
|---|---|---|
| be | olmak; -dir | I am · you are · he is |
| have | sahip olmak; (yemek) yemek, içmek | have breakfast: kahvaltı etmek · have to: zorunda olmak |
| do | yapmak; soru ve olumsuzda yardımcı fiil | do homework: ödev yapmak |
| can | -ebilmek | Can you help me? |
| could | -ebildi; (rica) -ebilir misiniz | Could you open the door? |
| will | -ecek (gelecek) | I’ll call you.: seni ararım |
| would | -erdi; kibar istek | I’d like a coffee.: bir kahve istiyorum |
| should | -meli (tavsiye) | You should rest.: dinlenmelisin |
| may | -ebilir (olasılık); izin | May I come in?: girebilir miyim? |
| might | belki -ebilir | It might rain.: yağmur yağabilir |
| must | -meli, zorunda olmak | You must stop. |
| go | gitmek | go home: eve gitmek · go shopping |
| come | gelmek | come back: geri gelmek · Come in!: girin |
| get | almak; varmak; olmak | get up: kalkmak · get tired: yorulmak |
| make | yapmak (üretmek) | make a cake · make a mistake: hata yapmak |
| take | almak; götürmek; (süre) sürmek | take a bus: otobüse binmek · It takes an hour. |
| give | vermek | give up: vazgeçmek |
| put | koymak | put on: giymek, takmak |
| see | görmek | See you!: görüşürüz |
| look | bakmak; görünmek | look at: -e bakmak · look for: aramak |
| know | bilmek; tanımak | I don’t know.: bilmiyorum |
| think | düşünmek; sanmak | I think so.: sanırım öyle |
| want | istemek | want to go: gitmek istemek |
| need | ihtiyacı olmak, gerekmek | I need help. |
| like | sevmek, hoşlanmak; gibi | like a child: çocuk gibi · What’s it like?: nasıl bir şey? |
| use | kullanmak; kullanım | use a computer |
| find | bulmak | find out: öğrenmek, ortaya çıkarmak |
| work | çalışmak; iş | at work: işte · iş anlamında sayılamaz |
| try | denemek; çabalamak | try to sleep: uyumaya çalışmak |
| keep | tutmak, saklamak; sürdürmek | keep going: devam et |
| let | izin vermek, bırakmak | Let’s go!: hadi gidelim |
| become | olmak (hâline gelmek) | become a doctor: doktor olmak |
| seem | gibi görünmek | You seem tired.: yorgun görünüyorsun |
| happen | olmak, meydana gelmek | What happened?: ne oldu? |
| start | başlamak, başlatmak | start a car: arabayı çalıştırmak |
| begin | başlamak | start ile aynı anlam, biraz daha resmî |
| stop | durmak, durdurmak; durak | bus stop: otobüs durağı |
| finish | bitirmek, bitmek | finish work: işi bitirmek |
| change | değiştirmek; değişim; bozuk para | change your mind: fikrini değiştirmek |
| help | yardım etmek; yardım | Can I help you? · Help!: imdat |
| leave | ayrılmak; bırakmak | leave home: evden çıkmak |
| stay | kalmak | stay at a hotel: otelde kalmak |
| wait | beklemek | wait for the bus: for şart |
| live | yaşamak, oturmak | live in Izmir: İzmir’de oturmak |
| die | ölmek | -ing hâli dying |
he, she, it ile geniş zamanda fiile -s gelir: she works, he lives. Dört fiil ayrıca biçim değiştirir: be → is, have → has, do → does, go → goes. Kip fiiller (can, must, will, should) hiç -s almaz.
make mi, do mu?make ortaya bir şey çıkarır: make a cake, make a mistake, make a decision. do bir işi, bir görevi yerine getirir: do homework, do the dishes, do your best.
| İngilizce | Türkçesi | Sık kalıp |
|---|---|---|
| eat | yemek (yemek yemek) | eat out: dışarıda yemek |
| drink | içmek; içecek | drink water |
| sleep | uyumak; uyku | go to sleep: uyumak |
| wake | uyanmak, uyandırmak | wake up: uyanmak |
| cook | yemek pişirmek; aşçı | cook dinner |
| wash | yıkamak | wash your hands |
| wear | giymek, takmak | wear glasses: gözlük takmak |
| buy | satın almak | buy a ticket |
| sell | satmak | sell a car |
| pay | ödemek | pay for: -in parasını ödemek |
| cost | tutmak, mal olmak; maliyet | How much does it cost? |
| spend | (para) harcamak; (zaman) geçirmek | spend time |
| save | biriktirmek; kurtarmak; kaydetmek | save money |
| open | açmak; açık | open the window |
| close | kapatmak; yakın | close the door · close to: -e yakın |
| turn | dönmek, çevirmek; sıra | turn left: sola dönmek · turn on: açmak (cihaz) |
| move | hareket etmek; taşınmak | move to a new house |
| walk | yürümek; yürüyüş | go for a walk: yürüyüşe çıkmak |
| run | koşmak; işletmek | run a business: bir iş yeri işletmek |
| drive | (araba) sürmek | drive to work |
| ride | (bisiklet, at) binmek | ride a bike |
| fly | uçmak | fly to London |
| swim | yüzmek | go swimming: yüzmeye gitmek |
| sit | oturmak | sit down |
| stand | ayakta durmak | stand up: ayağa kalkmak |
| fall | düşmek; (Amerikan) sonbahar | fall asleep: uykuya dalmak |
| jump | zıplamak, atlamak | |
| carry | taşımak | carry a bag |
| bring | getirmek | bring your book |
| hold | tutmak | Hold on!: bekle |
| pick | seçmek; toplamak | pick up: almak (yerden ya da birini arabayla) |
| throw | atmak, fırlatmak | throw away: çöpe atmak |
| catch | yakalamak; (otobüse) yetişmek | catch the bus |
| push | itmek | |
| pull | çekmek | |
| cut | kesmek | cut your hair |
| break | kırmak; mola | take a break: mola vermek |
| fix | tamir etmek, düzeltmek | fix a car |
| build | inşa etmek, yapmak | |
| travel | seyahat etmek; yolculuk | travel by train |
| arrive | varmak, gelmek | arrive at (yer) · arrive in (şehir, ülke) |
| return | geri dönmek; geri vermek | |
| visit | ziyaret etmek; ziyaret | visit a friend |
| dance | dans etmek; dans | |
| sing | şarkı söylemek | |
| play | oynamak; (çalgı) çalmak | play a game · play the guitar |
| watch | izlemek; kol saati | watch a movie |
| listen | dinlemek | listen to music: to şart |
| hear | duymak | I can’t hear you. |
| read | okumak | |
| write | yazmak | write down: not almak |
| draw | çizmek, resim yapmak | |
| smile | gülümsemek; gülümseme | |
| laugh | gülmek | laugh at: -e gülmek |
| cry | ağlamak | |
| rest | dinlenmek; geri kalan | the rest: geri kalanı |
| relax | rahatlamak, dinlenmek | |
| send | göndermek | send a message |
| receive | almak (gelen bir şeyi) | receive an email |
| grow | büyümek; yetiştirmek | grow up: büyümek (çocuk) |
I usually get up at seven and take the bus to work.
Genelde yedide kalkar, işe otobüsle giderim.
| İngilizce | Türkçesi | Sık kalıp |
|---|---|---|
| say | söylemek, demek | say hello: merhaba demek |
| tell | anlatmak, söylemek (birine) | tell me · tell a story |
| speak | konuşmak (dil; resmî) | speak English |
| talk | konuşmak, sohbet etmek | talk to: ile konuşmak |
| ask | sormak; istemek | ask a question · ask for help: yardım istemek |
| answer | cevaplamak; cevap | answer the phone: telefona bakmak |
| call | (telefonla) aramak; çağırmak; adlandırmak | Call me later. |
| explain | açıklamak | explain it to me (explain me değil) |
| mean | anlamına gelmek; kastetmek | What does it mean?: ne demek? |
| agree | aynı fikirde olmak; kabul etmek | I agree with you. |
| argue | tartışmak, atışmak | |
| discuss | görüşmek, tartışmak (bir konuyu) | discuss a problem (about almaz) |
| describe | tarif etmek, betimlemek | |
| repeat | tekrarlamak | Can you repeat that? |
| spell | harflerini tek tek söylemek | How do you spell it?: nasıl yazılıyor? |
| translate | çevirmek (dil) | translate into Turkish |
| shout | bağırmak | shout at: -e bağırmak |
| thank | teşekkür etmek | thank you · thanks: teşekkürler |
| invite | davet etmek | invite to a party |
| promise | söz vermek; söz | I promise.: söz veriyorum |
| introduce | tanıştırmak, tanıtmak | Let me introduce myself.: kendimi tanıtayım |
| mention | bahsetmek, söz etmek | |
| suggest | önermek | |
| believe | inanmak | I can’t believe it!: inanamıyorum |
| remember | hatırlamak | |
| forget | unutmak | Don’t forget! |
| understand | anlamak | I don’t understand. |
| learn | öğrenmek | learn English |
| teach | öğretmek | teach öğretmek, learn öğrenmek: karıştırmayın |
| study | ders çalışmak; (üniversitede) okumak | study for an exam |
| guess | tahmin etmek | I guess so.: galiba öyle |
| wonder | merak etmek | I wonder why.: acaba neden |
| imagine | hayal etmek, düşünmek | |
| hope | umut etmek; umut | I hope so.: umarım |
| wish | dilemek; keşke demek | I wish…: keşke… |
| decide | karar vermek | decide to: -meye karar vermek |
| choose | seçmek | |
| prefer | tercih etmek | prefer tea to coffee: çayı kahveye tercih etmek |
| expect | beklemek (olmasını) | I didn’t expect that. |
| plan | planlamak; plan | plan a trip |
| feel | hissetmek | feel better: daha iyi hissetmek |
| love | sevmek; aşk, sevgi | I’d love to.: çok isterim |
| hate | nefret etmek | |
| enjoy | zevk almak, keyfini çıkarmak | Enjoy your meal!: afiyet olsun |
| worry | endişelenmek | Don’t worry.: merak etme |
| care | önemsemek; bakım | take care of: -e bakmak |
| miss | özlemek; kaçırmak | I miss you. · miss the bus |
| mind | sakıncası olmak; akıl | Do you mind?: sakıncası var mı? · Never mind.: boş ver |
| hurt | acımak, acıtmak; incitmek | My back hurts.: sırtım ağrıyor |
| accept | kabul etmek | |
| allow | izin vermek | be allowed to: -meye izni olmak |
| apologize | özür dilemek | İngiliz yazımı apologise |
| complain | şikâyet etmek | complain about |
| recognize | tanımak (görünce, duyunca) | İngiliz yazımı recognise |
| realize | farkına varmak, anlamak | İngiliz yazımı realise |
| notice | fark etmek; duyuru | |
| matter | önemi olmak; mesele | It doesn’t matter.: önemli değil |
say ne söylendiğini, tell kime söylendiğini öne çıkarır: She said hello · She told me the news. She said me yanlıştır. speak dil ve resmî konuşma için, talk sohbet için daha sık kullanılır.
I don’t understand. Can you explain it again?
Anlamadım. Tekrar açıklayabilir misin?
| İngilizce | Türkçesi | Sık kalıp |
|---|---|---|
| add | eklemek | add sugar |
| count | saymak | |
| check | kontrol etmek; (Amerikan) lokanta hesabı | check your email |
| compare | karşılaştırmak | |
| improve | geliştirmek, gelişmek | improve your English |
| practice | pratik yapmak; alıştırma | İngiliz İngilizcesinde fiil practise |
| prepare | hazırlamak, hazırlanmak | prepare for an exam |
| create | yaratmak, oluşturmak | |
| develop | geliştirmek, gelişmek | |
| manage | yönetmek; becermek | manage to: -meyi başarmak |
| organize | düzenlemek, organize etmek | İngiliz yazımı organise |
| yazdırmak, basmak | ||
| share | paylaşmak | |
| show | göstermek; gösteri | Show me. |
| follow | takip etmek, izlemek | Follow me. |
| join | katılmak | join a club |
| win | kazanmak (oyun, ödül) | win a game |
| lose | kaybetmek | lose weight: kilo vermek |
| fail | başarısız olmak; (sınavdan) kalmak | fail an exam |
| pass | geçmek; uzatmak, vermek | pass an exam · Pass the salt, please. |
| order | sipariş vermek; sipariş; düzen | order food |
| rent | kiralamak; kira | rent an apartment |
| borrow | ödünç almak | borrow from |
| lend | ödünç vermek | lend to |
| belong | ait olmak | belong to |
| fill | doldurmak | fill in: (form) doldurmak |
| offer | teklif etmek; teklif | |
| support | desteklemek; destek | |
| solve | çözmek | solve a problem |
| collect | toplamak, biriktirmek | |
| earn | (para) kazanmak | earn money · oyunda kazanmak win |
| meet | tanışmak; buluşmak | Nice to meet you. |
| continue | devam etmek | |
| marry | evlenmek | günlük dilde çoğunlukla get married |
| drop | düşürmek | |
| touch | dokunmak | keep in touch: haberleşmek |
| search | aramak, araştırmak | search online |
| download | indirmek (dosya) | |
| click | tıklamak | |
| set | kurmak, ayarlamak | set an alarm: alarm kurmak |
| include | içermek, dahil etmek | |
| hurry | acele etmek | Hurry up!: çabuk ol |
We decided to rent an apartment close to the university.
Üniversiteye yakın bir daire kiralamaya karar verdik.
İsimler (1): insan, beden, ev, yemek ve giyim
İsimlerin çoğu çoğulda -s alır: book → books, box → boxes. Bir avuç isim düzensizdir (child → children, foot → feet, woman → women); bunlar not sütununda gösterildi. Türkçede «iki kitap» denir ama İngilizcede birden çok olan her şey çoğul eki ister: two books.
Püf noktası: isimleri konu kümesiyle öğrenmek. Mutfak kelimeleri (cup, plate, knife, fork) birlikte öğrenilince birbirini hatırlatır. İkinci dikkat noktası sayılamayan isimlerdir: water, bread, money, advice, information çoğul eki almaz, önlerine a gelmez; miktar some, much ya da a glass of, a piece of ile söylenir.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| people | insanlar; halk | çoğul fiil alır: People are… |
| person | kişi | çoğulu çoğunlukla people |
| man | adam, erkek | çoğulu men |
| woman | kadın | çoğulu women («wimin» okunur) |
| child | çocuk | çoğulu children |
| kid | çocuk (günlük dil) | |
| baby | bebek | çoğulu babies |
| boy | erkek çocuk, oğlan | |
| girl | kız, kız çocuk | |
| guy | adam (günlük dil) | you guys: siz (hitap) |
| adult | yetişkin | |
| teenager | genç, ergen (13-19 yaş) | |
| family | aile | |
| parent | ebeveyn | parents: anne baba |
| mother | anne | |
| father | baba | |
| mom | anne (günlük dil) | İngiliz yazımı mum |
| dad | baba (günlük dil) | |
| son | oğul | |
| daughter | kız evlat | |
| brother | erkek kardeş, ağabey | older brother: ağabey |
| sister | kız kardeş, abla | older sister: abla |
| husband | koca, eş | |
| wife | karı, eş | çoğulu wives |
| grandmother | büyükanne, nine | günlük dilde grandma |
| grandfather | büyükbaba, dede | günlük dilde grandpa |
| uncle | amca, dayı, enişte | |
| aunt | teyze, hala, yenge | |
| cousin | kuzen | |
| friend | arkadaş | best friend: en yakın arkadaş |
| boyfriend | erkek arkadaş (sevgili) | |
| girlfriend | kız arkadaş (sevgili) | |
| neighbor | komşu | İngiliz yazımı neighbour |
| guest | misafir, konuk | |
| couple | çift; birkaç | a couple of: birkaç, iki üç |
| member | üye | |
| name | ad, isim | first name: ad · last name: soyadı |
| age | yaş; çağ | at the age of ten: on yaşında |
| birthday | doğum günü | Happy birthday! |
| wedding | düğün | |
| life | hayat, yaşam | çoğulu lives |
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| body | vücut, beden | |
| head | baş, kafa | |
| face | yüz (surat) | |
| hair | saç | sayılamaz: Her hair is long. |
| eye | göz | |
| ear | kulak | |
| nose | burun | |
| mouth | ağız | |
| tooth | diş | çoğulu teeth |
| neck | boyun | |
| shoulder | omuz | |
| arm | kol | |
| hand | el | on the other hand: öte yandan |
| finger | parmak (el) | |
| leg | bacak | |
| knee | diz | baştaki k okunmaz |
| foot | ayak | çoğulu feet · on foot: yürüyerek |
| heart | kalp | by heart: ezbere |
| blood | kan | |
| skin | deri, cilt | |
| stomach | mide; karın | stomachache: mide ağrısı |
| brain | beyin | |
| health | sağlık | |
| medicine | ilaç; tıp | |
| pain | ağrı, acı | |
| headache | baş ağrısı | I have a headache. |
| fever | ateş (hastalıkta) | yanan ateş fire |
| accident | kaza | by accident: kazara |
| smell | koku; koklamak; kokmak | |
| voice | ses (insan sesi) | genel ses sound |
My sister has two children: a boy and a girl.
Kız kardeşimin iki çocuğu var: bir oğlan, bir kız.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| home | ev, yuva | at home: evde · go home: eve gitmek (to yok) |
| house | ev (bina) | |
| apartment | daire, apartman dairesi | İngiliz İngilizcesinde flat |
| room | oda; yer | |
| kitchen | mutfak | |
| bathroom | banyo; (Amerikan) tuvalet | |
| bedroom | yatak odası | |
| floor | yer, zemin; kat | Amerikan İngilizcesinde first floor zemin kattır |
| wall | duvar | |
| door | kapı | |
| window | pencere | |
| stairs | merdiven | çoğul kullanılır: go up the stairs |
| garden | bahçe | Amerikan İngilizcesinde evin bahçesi çoğu zaman yard |
| table | masa | |
| chair | sandalye | |
| bed | yatak | go to bed: yatmak |
| sofa | kanepe | Amerikan İngilizcesinde couch da çok yaygın |
| desk | çalışma masası; sıra | |
| lamp | lamba | |
| light | ışık; hafif; açık (renk) | turn on the light |
| box | kutu | çoğulu boxes |
| bag | çanta; poşet | |
| key | anahtar | |
| clock | saat (duvar, masa saati) | kol saati watch |
| picture | resim, fotoğraf | take a picture: fotoğraf çekmek |
| mirror | ayna | |
| shelf | raf | çoğulu shelves |
| towel | havlu | |
| soap | sabun | |
| shower | duş | take a shower: duş almak |
| bath | banyo (küvette) | take a bath |
| toilet | tuvalet, klozet | Amerikan İngilizcesinde lokanta, mağaza gibi yerlerdeki tuvalet restroom |
| fridge | buzdolabı | uzun biçimi refrigerator |
| cup | fincan | a cup of coffee |
| glass | bardak; cam | glasses: bardaklar; gözlük |
| plate | tabak | |
| knife | bıçak | çoğulu knives |
| fork | çatal | |
| spoon | kaşık | |
| bottle | şişe | a bottle of water |
| trash | çöp | İngiliz İngilizcesinde rubbish |
| stuff | eşya, şeyler | sayılamaz, günlük dil |
Amerikan ve İngiliz İngilizcesinde bazı gündelik kelimeler farklıdır: apartment (İngiliz: flat), trash (rubbish), cookie (biscuit), pants (trousers), vacation (holiday). Bu sayfa Amerikan biçimini esas alır; ikisi de doğrudur, bir metinde birini seçmek yeter.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| food | yiyecek, yemek | |
| water | su | sayılamaz: a glass of water |
| coffee | kahve | |
| tea | çay | |
| milk | süt | |
| juice | meyve suyu | orange juice |
| bread | ekmek | sayılamaz: a piece of bread |
| butter | tereyağı | |
| cheese | peynir | |
| egg | yumurta | |
| meat | et | |
| chicken | tavuk | |
| fish | balık | çoğulu genelde fish |
| rice | pirinç; pilav | |
| soup | çorba | |
| salad | salata | |
| sandwich | sandviç | |
| fruit | meyve | |
| apple | elma | |
| vegetable | sebze | |
| potato | patates | çoğulu potatoes |
| tomato | domates | çoğulu tomatoes |
| sugar | şeker (toz şeker) | |
| salt | tuz | |
| oil | sıvı yağ; petrol | |
| cake | pasta, kek | |
| cookie | kurabiye | İngiliz İngilizcesinde biscuit |
| candy | şeker, şekerleme | İngiliz İngilizcesinde sweets |
| chocolate | çikolata | |
| dessert | tatlı (yemek sonu) | desert: çöl |
| breakfast | kahvaltı | have breakfast |
| lunch | öğle yemeği | |
| dinner | akşam yemeği | |
| meal | öğün, yemek | |
| snack | ara öğün, atıştırmalık | |
| menu | menü, yemek listesi | |
| dish | yemek (tabakta); tabak | do the dishes: bulaşık yıkamak |
| taste | tat; tadına bakmak | |
| waiter | garson | kadın garson waitress; ikisi için server |
Could I have a glass of water and some bread, please?
Bir bardak su ve biraz ekmek alabilir miyim, lütfen?
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| clothes | giysiler, kıyafet | hep çoğul: My clothes are wet. |
| shirt | gömlek | |
| T-shirt | tişört | |
| dress | elbise; giyinmek | get dressed: giyinmek |
| skirt | etek | |
| pants | pantolon | İngiliz İngilizcesinde trousers; orada pants iç çamaşırıdır |
| jeans | kot pantolon | hep çoğul: My jeans are new. |
| jacket | ceket, mont | |
| coat | palto, kaban | |
| shoe | ayakkabı | a pair of shoes |
| sock | çorap | |
| hat | şapka | |
| sweater | kazak | |
| umbrella | şemsiye | |
| cep | ||
| pair | çift | a pair of jeans: bir kot pantolon |
| size | beden, numara; boyut | What size are you? |
| money | para | sayılamaz: much money, a lot of money |
| price | fiyat | |
| dollar | dolar | |
| card | kart | credit card: kredi kartı |
| cash | nakit | pay in cash |
| bill | fatura; (Amerikan) kâğıt para | lokantada hesap Amerikan İngilizcesinde çoğunlukla check |
| shopping | alışveriş | go shopping |
| gift | hediye | |
| sale | satış; indirim | on sale: indirimde |
Örnek. Boşlukları doğru çoğulla doldurun: one child, three ___ · one tooth, two ___ · one tomato, five ___
- child düzensizdir, -s almaz: children.
- tooth ünlüsünü değiştirir (oo → ee): teeth. foot → feet de aynı kalıptadır.
- -o ile biten tomato ve potato -es alır: tomatoes.
Cevapthree children · two teeth · five tomatoes
İsimler (2): zaman, iş, okul, şehir, doğa ve kavramlar
Bu bölümün isimleri günlük konuşmanın konularıdır: ne zaman, nerede, hangi iş, nasıl bir hava. Zaman kelimeleri edatıyla birlikte öğrenilmelidir; Türkçe «pazartesi, gece, sabah» der, İngilizce üç ayrı edat ister: on Monday, at night, in the morning.
Püf noktası: soyut isimler Türkçeye her zaman birebir oturmaz. way hem «yol» hem «yöntem»dir (the way to the station, a good way to learn); time hem «zaman» hem «kez»dir (three times). Bu kelimelerde Türkçe sütununda en sık iki anlam verildi.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| time | zaman; kez, sefer | What time is it? · three times: üç kez |
| day | gün | |
| week | hafta | |
| month | ay | |
| year | yıl | |
| hour | saat (süre) | h okunmaz: an hour |
| minute | dakika | |
| moment | an | at the moment: şu anda |
| morning | sabah | in the morning |
| afternoon | öğleden sonra | |
| evening | akşam | |
| night | gece | at night |
| today | bugün | |
| tomorrow | yarın | |
| yesterday | dün | |
| tonight | bu gece, bu akşam | |
| noon | öğle (saat 12) | at noon |
| weekend | hafta sonu | |
| date | tarih; randevu, buluşma | |
| Monday | pazartesi | günler büyük harfle yazılır |
| Tuesday | salı | |
| Wednesday | çarşamba | ilk d okunmaz |
| Thursday | perşembe | |
| Friday | cuma | |
| Saturday | cumartesi | |
| Sunday | pazar | |
| season | mevsim | |
| spring | ilkbahar; yay | |
| summer | yaz | |
| autumn | sonbahar | Amerikan İngilizcesinde çoğunlukla fall |
| winter | kış | |
| future | gelecek | |
| history | tarih (geçmiş) | |
| end | son; bitmek | at the end: sonunda |
| beginning | başlangıç | |
| vacation | tatil | İngiliz İngilizcesinde holiday |
Aylar da günler gibi büyük harfle yazılır: January ocak, February şubat, March mart, April nisan, May mayıs, June haziran, July temmuz, August ağustos, September eylül, October ekim, November kasım, December aralık.
at · on · in (zaman)at saat ve an, on gün ve tarih, in ay, yıl, mevsim ve günün bölümleri: at 8, on Friday, on May 5, in July, in 2025, in the morning. Tek sık istisna: at night.
Örnek. Boşlukları doldurun: My birthday is ___ June. The meeting is ___ Monday ___ ten o’clock.
- June bir ay: in June.
- Monday bir gün: on Monday.
- ten o’clock bir saat: at ten o’clock.
Cevapin June · on Monday · at ten o’clock
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| job | iş (meslek, görev) | sayılabilir: a job; work sayılamaz |
| office | ofis, büro | |
| company | şirket | |
| business | iş, ticaret; işletme | on business: iş için |
| boss | patron, şef | |
| manager | müdür, yönetici | |
| worker | işçi, çalışan | |
| customer | müşteri | |
| meeting | toplantı | |
| project | proje | |
| report | rapor | |
| service | hizmet | |
| president | başkan; cumhurbaşkanı | |
| doctor | doktor | see a doctor: doktora gitmek |
| nurse | hemşire | |
| driver | sürücü, şoför | |
| writer | yazar | |
| police | polis | çoğul fiil alır: The police are… · tek kişi police officer |
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| school | okul | at school · go to school |
| university | üniversite | a university (y sesiyle başlar) |
| college | üniversite, yüksekokul | Amerikan İngilizcesinde günlük dilde üniversite |
| class | sınıf; ders | |
| lesson | ders | |
| course | kurs; ders (dönemlik) | of course: elbette |
| student | öğrenci | |
| teacher | öğretmen | |
| homework | ödev | sayılamaz: homeworks değil |
| exam | sınav | take an exam: sınava girmek |
| test | test, sınav | |
| question | soru | ask a question |
| book | kitap; rezervasyon yapmak | book a table: masa ayırtmak |
| page | sayfa | |
| pen | tükenmez kalem | |
| pencil | kurşun kalem | |
| paper | kâğıt; gazete | sayılamaz: a piece of paper |
| notebook | defter | |
| word | kelime, sözcük | |
| sentence | cümle | |
| language | dil (lisan) | |
| English | İngilizce; İngiliz | hep büyük harf |
| Turkish | Türkçe; Türk | hep büyük harf |
| letter | mektup; harf | |
| story | hikâye, öykü | |
| subject | ders (okulda); konu | |
| grade | not; sınıf (Amerikan okulu) | in fifth grade: beşinci sınıfta |
| mistake | hata | make a mistake |
| example | örnek | for example: örneğin |
| skill | beceri | |
| experience | deneyim, tecrübe | |
| science | bilim; fen | |
| math | matematik | İngiliz İngilizcesinde maths |
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| sport | spor | Amerikan İngilizcesinde çoğunlukla sports |
| game | oyun; maç | |
| ball | top | |
| player | oyuncu | |
| goal | gol; amaç, hedef | |
| hobby | hobi | çoğulu hobbies |
| music | müzik | |
| art | sanat; resim (ders) | |
| party | parti, eğlence | have a party |
| fun | eğlence | sayılamaz: have fun: eğlenmek |
| joke | şaka, fıkra | tell a joke |
| song | şarkı | |
| movie | film | İngiliz İngilizcesinde film |
| photo | fotoğraf | |
| camera | fotoğraf makinesi, kamera | |
| phone | telefon | |
| computer | bilgisayar | |
| laptop | dizüstü bilgisayar | |
| internet | internet | on the internet |
| e-posta | ||
| message | mesaj | |
| text | metin; kısa mesaj (atmak) | Text me.: bana mesaj at |
| video | video | |
| television | televizyon | kısaca TV |
| news | haber, haberler | sayılamaz, tekil fiil: The news is good. |
| newspaper | gazete | |
| app | uygulama | |
| website | web sitesi | |
| screen | ekran | |
| password | şifre, parola | |
| online | çevrim içi, internette |
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| city | şehir | çoğulu cities |
| town | kasaba, küçük şehir | |
| village | köy | |
| country | ülke; kırsal | in the country: kırsalda |
| world | dünya | |
| place | yer | |
| street | sokak, cadde | |
| road | yol | |
| center | merkez | İngiliz yazımı centre |
| building | bina | |
| store | mağaza, dükkân | İngiliz İngilizcesinde çoğunlukla shop |
| market | pazar, market | |
| supermarket | süpermarket | |
| bank | banka | |
| hotel | otel | |
| restaurant | lokanta, restoran | |
| hospital | hastane | in the hospital (Amerikan) |
| museum | müze | |
| park | park; park etmek | |
| library | kütüphane | kitapçı bookstore |
| station | istasyon | |
| airport | havalimanı | |
| bus | otobüs | by bus · take the bus |
| car | araba | |
| train | tren | |
| plane | uçak | Amerikan İngilizcesinde airplane da denir |
| bike | bisiklet | uzun biçimi bicycle |
| boat | tekne, kayık | |
| taxi | taksi | Amerikan İngilizcesinde cab da denir |
| traffic | trafik | sayılamaz |
| ticket | bilet | |
| trip | gezi, yolculuk | a business trip: iş gezisi |
| map | harita | |
| corner | köşe | on the corner |
| bridge | köprü | |
| seat | koltuk, oturacak yer | Is this seat taken?: bu yer dolu mu? |
| line | çizgi; hat; (Amerikan) sıra, kuyruk | wait in line: sırada beklemek |
| address | adres | iki d, iki s |
| passport | pasaport |
Excuse me, how do I get to the station? — Go straight and turn left at the bridge.
Affedersiniz, istasyona nasıl giderim? — Dümdüz gidin, köprüde sola dönün.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| weather | hava (durumu) | How’s the weather?: hava nasıl? |
| sun | güneş | |
| rain | yağmur; yağmur yağmak | It’s raining. |
| snow | kar; kar yağmak | |
| wind | rüzgâr | |
| cloud | bulut | |
| sky | gökyüzü | |
| air | hava (solunan) | |
| sea | deniz | |
| beach | plaj, kumsal | |
| river | nehir, ırmak | |
| lake | göl | |
| mountain | dağ | |
| forest | orman | |
| tree | ağaç | |
| flower | çiçek | |
| plant | bitki; dikmek | |
| animal | hayvan | |
| dog | köpek | |
| cat | kedi | |
| bird | kuş | |
| horse | at | |
| pet | evcil hayvan | |
| nature | doğa | |
| earth | dünya (gezegen); toprak | gezegen adı olarak Earth |
| ground | yer, zemin | on the ground |
| fire | ateş; yangın | |
| ice | buz | |
| star | yıldız | |
| moon | ay (gökteki) | |
| space | uzay; yer, boşluk | |
| north | kuzey | |
| south | güney | |
| east | doğu | |
| west | batı |
It’s cold and it’s raining, so take your umbrella.
Hava soğuk ve yağmur yağıyor, şemsiyeni al.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| thing | şey | |
| way | yol; yöntem, şekil | by the way: bu arada |
| part | parça, kısım | |
| problem | sorun, problem | No problem.: sorun değil |
| idea | fikir | I have no idea.: hiç bilmiyorum |
| reason | sebep, neden | the reason for |
| fact | gerçek, olgu | in fact: aslında |
| kind | tür, çeşit; nazik | What kind of…? · kind to me: bana karşı nazik |
| type | tür, tip | |
| lot | çok (kalıp içinde) | a lot of: çok · Thanks a lot. |
| bit | biraz; parça | a bit: biraz |
| piece | parça, dilim | a piece of cake: bir dilim pasta |
| side | yan, taraf | on the left side |
| top | üst, tepe | on top of: -in üstünde |
| bottom | alt, dip | |
| middle | orta | in the middle |
| front | ön | in front of: -in önünde |
| point | nokta; amaç, mesele | What’s the point?: ne anlamı var? |
| choice | seçim, tercih | |
| chance | şans, fırsat; ihtimal | |
| decision | karar | make a decision |
| rule | kural | |
| group | grup | |
| team | takım, ekip | |
| level | seviye | |
| result | sonuç | |
| truth | gerçek, doğru | tell the truth: doğruyu söylemek |
| sound | ses; gibi gelmek | That sounds good.: kulağa iyi geliyor |
| noise | gürültü | |
| feeling | his, duygu | |
| luck | şans | Good luck!: bol şans |
| dream | rüya; hayal | |
| memory | hafıza; anı | |
| trouble | dert, sıkıntı | in trouble: başı dertte |
| opinion | görüş, fikir | in my opinion: bence |
| advice | tavsiye, öğüt | sayılamaz: a piece of advice |
| information | bilgi | sayılamaz: informations değil |
| list | liste | |
| situation | durum | |
| difference | fark | |
| attention | dikkat | pay attention: dikkat etmek |
| surprise | sürpriz; şaşırtmak | |
| secret | sır; gizli | |
| habit | alışkanlık |
Sıfatlar: renkler, zıt çiftler ve duygular
İngilizce sıfat hiç ek almaz: a big house, two big houses. Sıfat ya ismin önüne gelir (a red car) ya da be fiilinden sonra durur (The car is red); Türkçedeki gibi «Araba kırmızı» diye fiilsiz kurulmaz.
Püf noktası: sıfatları zıt çiftlerle öğrenmek. cheap öğrenilirken yanına expensive yazılırsa ikisi birbirini hatırlatır; zıt çiftler tablosunun üçüncü sütunu bu yüzden zıt anlamlıyı gösterir. Duygu sıfatlarının çoğu bir edatla kullanılır (afraid of, interested in, worried about); edat sıfatla birlikte öğrenilir.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| color | renk | İngiliz yazımı colour |
| black | siyah | |
| white | beyaz | |
| red | kırmızı | |
| blue | mavi | |
| green | yeşil | |
| yellow | sarı | |
| orange | turuncu; portakal | |
| brown | kahverengi | |
| gray | gri | İngiliz yazımı grey |
| pink | pembe | |
| purple | mor | |
| dark | koyu; karanlık | dark blue: koyu mavi, lacivert |
| bright | parlak; zeki |
| İngilizce | Türkçesi | Zıttı · not |
|---|---|---|
| good | iyi | bad · derecesi better, best |
| bad | kötü | good · derecesi worse, worst |
| big | büyük | small |
| small | küçük | big |
| large | büyük, geniş (beden, miktar) | small |
| long | uzun | short |
| short | kısa | long, tall |
| tall | uzun (boy) | short |
| high | yüksek | low |
| low | alçak, düşük | high |
| new | yeni | old |
| old | eski; yaşlı | new, young |
| young | genç | old |
| hot | sıcak; acı (biber) | cold |
| cold | soğuk; nezle | hot · have a cold: nezle olmak |
| warm | ılık, sıcak | cool |
| cool | serin; havalı | warm |
| easy | kolay | difficult, hard |
| difficult | zor | easy |
| hard | zor; sert; sıkı | easy, soft · work hard: sıkı çalışmak |
| fast | hızlı | slow |
| slow | yavaş | fast |
| early | erken | late |
| late | geç | early |
| right | doğru; sağ | wrong, left |
| left | sol | right · leave fiilinin geçmişi de left |
| wrong | yanlış | right |
| true | doğru, gerçek | false |
| false | yanlış; sahte | true |
| full | dolu; tok | empty |
| empty | boş | full |
| clean | temiz; temizlemek | dirty |
| dirty | kirli | clean |
| rich | zengin | poor |
| poor | fakir; zavallı | rich |
| cheap | ucuz | expensive |
| expensive | pahalı | cheap |
| strong | güçlü; (çay, kahve) koyu | weak |
| weak | zayıf, güçsüz; (çay) açık | strong |
| heavy | ağır | light |
| safe | güvenli | dangerous |
| dangerous | tehlikeli | safe |
| quiet | sessiz, sakin | loud |
| loud | yüksek sesli, gürültülü | quiet |
| wet | ıslak | dry |
| dry | kuru | wet |
| soft | yumuşak | hard |
| alive | canlı, hayatta | dead |
| dead | ölü | alive |
| thin | ince; zayıf | thick, fat |
KarşılaştırmaKısa sıfat -er / the -est alır: cheap → cheaper → the cheapest. Uzun sıfat more / the most ile kurulur: expensive → more expensive → the most expensive. Düzensiz olanlar: good → better → best, bad → worse → worst.
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| happy | mutlu | |
| sad | üzgün | |
| angry | kızgın | angry with: -e kızgın |
| afraid | korkmuş | afraid of: -den korkmak · ismin önüne gelmez |
| scared | korkmuş | scared of |
| tired | yorgun | |
| sick | hasta; midesi bulanan | Amerikan İngilizcesinde «hasta» için en sık kelime |
| ill | hasta | daha çok İngiliz İngilizcesinde |
| hungry | aç | |
| thirsty | susamış | |
| glad | memnun | Glad to hear that. |
| excited | heyecanlı | excited about |
| worried | endişeli | worried about |
| bored | sıkılmış | sıkıcı boring |
| surprised | şaşırmış | |
| interested | ilgili, meraklı | interested in: -e ilgi duymak |
| lucky | şanslı | |
| healthy | sağlıklı | |
| busy | meşgul, yoğun | |
| free | serbest, boş; bedava | free time: boş zaman |
| ready | hazır | |
| sure | emin | Sure!: tabii |
| alone | yalnız (tek başına) | |
| married | evli | married to: ile evli |
| single | bekâr; tek | |
| friendly | arkadaş canlısı, cana yakın | -ly ile bittiği hâlde sıfattır |
| funny | komik | |
| smart | zeki, akıllı; şık | |
| crazy | deli, çılgın | |
| careful | dikkatli | Be careful! |
| serious | ciddi | |
| nice | hoş, iyi, kibar | Nice to see you. |
| beautiful | güzel | |
| pretty | güzel, hoş; oldukça | pretty good: oldukça iyi |
| ugly | çirkin | |
| nervous | gergin, tedirgin | |
| upset | üzgün, keyfi kaçmış |
-ed ile biten sıfat kişinin hissini, -ing ile biten sıfat o hissi yaratan şeyi anlatır: I’m bored «sıkıldım», The movie is boring «film sıkıcı». I’m boring «ben sıkıcı biriyim» demektir.
I’m tired and hungry. Is there anything to eat?
Yorgunum ve açım. Yiyecek bir şey var mı?
| İngilizce | Türkçesi | Not |
|---|---|---|
| great | harika; büyük | a great idea |
| wonderful | harika, şahane | |
| amazing | inanılmaz, muhteşem | |
| terrible | berbat, korkunç | |
| perfect | kusursuz, mükemmel | |
| fine | iyi; ince | I’m fine.: iyiyim |
| important | önemli | |
| possible | mümkün, olası | as soon as possible: en kısa sürede |
| impossible | imkânsız | |
| different | farklı | different from: -den farklı |
| same | aynı | hep the ile: the same |
| similar | benzer | similar to |
| special | özel | |
| normal | normal | |
| popular | sevilen, popüler | |
| famous | ünlü | famous for |
| favorite | en sevilen | İngiliz yazımı favourite |
| interesting | ilginç | |
| boring | sıkıcı | |
| strange | tuhaf, garip | |
| real | gerçek | |
| simple | basit, sade | |
| clear | açık, net; berrak | |
| common | yaygın, sık | |
| whole | bütün, tüm | the whole day |
| main | ana, asıl | |
| next | sonraki, gelecek | next week · next to: yanında |
| last | son; geçen | last week: geçen hafta |
| private | özel, kişisel | |
| foreign | yabancı | a foreign language |
| modern | modern, çağdaş | |
| comfortable | rahat | |
| delicious | lezzetli, nefis | |
| fresh | taze | |
| sweet | tatlı; şirin | |
| huge | kocaman, devasa | |
| tiny | minicik | |
| able | -ebilen | be able to: -ebilmek |
This phone is cheap, but the camera isn’t very good.
Bu telefon ucuz ama kamerası pek iyi değil.
Zarflar ve günlük kalıplar
Zarf fiilin nasıl, ne zaman, ne sıklıkla ve ne ölçüde yapıldığını söyler. Sıfattan zarf yapmanın en sık yolu -ly eklemektir: slow → slowly, careful → carefully. İstisnalar az ama çok sık kullanılır: good sıfatının zarfı welldir; fast, hard, late, early zarf olarak da aynı kalır.
Sıklık zarfları (always, usually, often, sometimes, never) normal fiilin önüne, be fiilinin arkasına gelir: I always walk to school, She is always late. Bölümün sonundaki kalıplar ise günlük konuşmanın kelimeleridir; çoğu tek başına bir cevap olabilir.
| İngilizce | Türkçesi | Örnek |
|---|---|---|
| always | her zaman, hep | I always walk to work. |
| usually | genellikle | |
| often | sık sık | |
| sometimes | bazen | |
| rarely | nadiren | |
| never | asla, hiç | fiil olumlu kalır: I never drink coffee. |
| ever | hiç (soruda); şimdiye kadar | Have you ever…? |
| once | bir kez; bir zamanlar | once a week: haftada bir |
| twice | iki kez | twice a day: günde iki kez |
| again | tekrar, yine | |
| now | şimdi | right now: hemen şimdi |
| then | sonra; o zaman | |
| soon | birazdan, kısa süre sonra | See you soon. |
| already | çoktan, şimdiden | I’ve already eaten. |
| yet | henüz (olumsuzda, soruda) | not yet: henüz değil |
| still | hâlâ | I’m still at work. |
| just | az önce; sadece | I’ve just arrived. · just a minute |
| later | sonra, daha sonra | See you later. |
| ago | önce (bir süre önce) | two days ago: iki gün önce |
| recently | son zamanlarda | |
| finally | sonunda | |
| suddenly | aniden |
still · yet · alreadystill «hâlâ» (süren durum), yet «henüz» (olumsuz cümle ve soru, çoğu zaman cümle sonunda), already «çoktan» (beklenenden erken): I’m still at work · I haven’t eaten yet · She has already left.
Örnek. Sıklık zarfını doğru yere koyun: She is late. (always) · I drink coffee. (never)
- Birinci cümlenin fiili be (is): zarf fiilin arkasına gelir.
- İkinci cümlede normal fiil var (drink): zarf fiilin önüne gelir.
- never zaten olumsuzdur; ayrıca don’t eklenmez.
CevapShe is always late. · I never drink coffee.
| İngilizce | Türkçesi | Örnek |
|---|---|---|
| very | çok | very good |
| really | gerçekten; çok | Really?: sahi mi? |
| too | fazla, gereğinden çok; de, da | too hot · me too: ben de |
| quite | oldukça | sessiz quiet ile karıştırmayın |
| almost | neredeyse | |
| only | sadece, yalnızca; tek | the only one |
| even | bile; hatta | even better: daha da iyi |
| also | de, da; ayrıca | fiilin önüne: I also like it. |
| especially | özellikle | |
| exactly | tam olarak | Exactly!: aynen |
| probably | muhtemelen | |
| perhaps | belki | maybe ile aynı, biraz daha resmî |
| maybe | belki | Maybe later. |
| actually | aslında | «şu anda» değil, «aslında» |
| definitely | kesinlikle | |
| together | birlikte | |
| instead | yerine | instead of: -in yerine |
| else | başka | something else · What else? |
| anyway | neyse; yine de | |
| however | ancak, yine de | çoğunlukla cümle başında, virgülle |
| anymore | artık (olumsuzda) | I don’t live there anymore. |
| here | burada, buraya | Here you are.: buyurun |
| there | orada, oraya | there is, there are: var |
| away | uzağa, uzakta | go away: git buradan |
| back | geri; sırt | come back: geri gelmek · my back: sırtım |
| far | uzak, uzağa | far from: -den uzak |
| abroad | yurt dışında, yurt dışına | go abroad (to yok) |
| upstairs | üst katta, yukarıda | |
| downstairs | alt katta, aşağıda | |
| straight | dümdüz, dosdoğru; düz | go straight: dümdüz gitmek |
| well | iyi (zarf); şey… | You speak well. · sıfatı good |
| quickly | hızla, çabucak | |
| slowly | yavaşça |
very yalnız «çok»tur: very hot «çok sıcak». too «gereğinden çok» demektir ve çoğu zaman bir sorun bildirir: too hot to drink «içilemeyecek kadar sıcak». enough sıfatın arkasına gelir: old enough «yeterince büyük».
| İngilizce | Türkçesi | Kalıp |
|---|---|---|
| yes | evet | |
| not | değil; -me, -ma | not bad: fena değil · don’t = do not |
| please | lütfen | Yes, please.: evet, lütfen |
| sorry | üzgün; özür dilerim | Sorry I’m late. · Sorry?: efendim? (anlamadım) |
| hello | merhaba; (telefonda) alo | |
| hi | selam, merhaba | |
| bye | hoşça kal, görüşürüz | |
| goodbye | hoşça kal, güle güle | |
| okay | tamam | kısaca OK |
| yeah | evet (günlük dil) | |
| welcome | hoş geldin; rica ederim | You’re welcome.: rica ederim |
| excuse | bahane; mazur görmek | Excuse me.: affedersiniz |
Excuse me, could you speak more slowly, please?
Affedersiniz, biraz daha yavaş konuşabilir misiniz, lütfen?
Sorry I’m late again. The traffic was really bad.
Kusura bakma, yine geç kaldım. Trafik gerçekten kötüydü.
Thanks a lot! — You’re welcome.
Çok teşekkürler! — Rica ederim.
Testten önce bunları bil
- Kelimeyi tek anlama kilitlemeyin
get yalnız «almak» değildir: get up kalkmak, get home eve varmak, get tired yorulmak. Sık fiili tablodaki kalıbıyla birlikte öğrenin.
- Sayılamayan isme a ve -s gelmez
an advice, informations, homeworks yanlıştır. Doğrusu some advice, some information, a lot of homework; tek bir tane için a piece of advice.
- Sıfat isimle birlikte çoğullaşmaz
two big houses doğru, two bigs houses yanlış. İngilizce sıfat ne çoğul ne iyelik eki alır: three red cars, my new phone.
- «Yorgunum» İngilizcede üç kelime
Türkçe kişiyi ve «olmak» anlamını ekle verir; İngilizcede be fiili ayrı yazılır ve atlanmaz: I am tired, She is a doctor, They are at home.
- Bir harf anlamı değiştirir
quiet «sessiz», quite «oldukça»; dessert «tatlı», desert «çöl»; lose «kaybetmek», loose «gevşek». Benzer görünen kelimeyi tablodaki Türkçesiyle karşılaştırın.
Kendini dene
Cevaba dokun — neden öyle olduğunu birlikte görelim.
Hiç param yok: I don’t have money.
Hangisi «hâlâ» anlamına gelir?
one child, two
expensive kelimesinin zıttı hangisidir?
Sınavda bir hata yaptı: She a mistake in the exam.
Toplantı pazartesi: The meeting is Monday.
«Bana bir tavsiye verebilir misin?» Hangisi doğru?
Amerikan İngilizcesinde «apartman dairesi» hangisidir?
Film çok sıkıcı, ben de sıkıldım: This movie is so boring. I’m .
İngilizceyi çok iyi konuşuyor: She speaks English very .
Alıştırma bitti — –
Sıradaki konu: Phrasal verbs listesi.
0/10 · soru cevaplandı